Salı, Ekim 13, 2015

Bu meydan...


Arkadaşlarımı öldürdüler. Hepsi iyi adamlardı. Oturup çay içsen hesabı ödetmeyen adamlardan. Uzun boylu, tok sesli, emekçi arkadaşlarımı... Beraber işçi grevlerinde işçiler rahat uyusun diye biz uyumaz sabaha kadar gözcülük yapar, polis beklerdik. Gelir ilk bizi döverdi polisler.
İnsanlara zarar gelmesin diye uyumayan arkadaşlarımı katlettiler. Halkını seven, devrimci, azıcık toprak bulsa hemen çiçek diken insanları... Katlettiler.

Ben unutmam. Ben unutmam. Ben unutmam.

Çarşamba, Eylül 23, 2015

Tanrı bazen spor olsun diye mi öldürür?


İnce çocukların hüznü kalın oluyordu o zamanlar. Hala öyle sanıyorum. İlk gençlik yıllarımda deli gibi spor yapıyordum. Basketbol, futbol, atletizm, kürek… Şimdi, “şuradan bir Kadıköy uzatır mısınız?” diyerek uzatılan paraları tip’leyip ‘bi Kadıköy alsana kaptan’ asistleri yapıyorum.
90’lar yine ülke karışık. Ben takımı alıp deli gibi koşturuyorum. Şehrin göbeğinde olduğumuz için daha çok doğal ortamlar seçiyorum. Yokuş, deniz kenarı, orman vs. Takım antrenmanları haricinde yalnız koşmayı seviyordum. En sevdiğim yer tren raylarıydı. Çakıllarla dolu olduğundan koşmak işkence halini alıyordu ama yararlıydı işte. Teknik ve kondisyon açısından önemliydi. Kışın bere eşofman, yazın şort tişört ve raylar. Önemli olan treni karşına almandı. Trene karşı koşmaktı. Böylece daha az tehlikeli olurdu.
On üç yaşımın altını henüz çizmeye başladığım dönemlerdi. İyi işler çıkaracağımı biliyordum. Yetenekliydim. Koşarak halledebilirdim.

O gün olmayacağını anladım. Evden çıkıp sokağın sonuna doğru yürümeye başlamıştım. Birkaç kilometre koşup dönecektim. Bir tren geçti, ben duvarın arkasındaydım, sonra çığlıklar yükseldi. Yine böyle bir bayram günüydü. Tren ileride durmuştu. Bir çocuk küçük bir çocuk bayramlıklarını giymiş, rayların hemen yanında üç tekerlekli sarı kırmızı bisikleti… parçalanmıştı. Annesine yardım etmek için koştum, etrafta çok kan yoktu beden falan da. Çocuğun ağzının bir parçası kalmıştı sadece. Kalanları topladım, küçük dişler… Kadını alıp götürdüler ben de döndüm sırtımı gittim. İşte o zaman bir şeyler değişmeye başladı. Ne zaman oradan geçersem hep aynı yere takılıyordu gözlerim. Benim gördüklerimi Tanrı da görseydi keşke.  

Pazartesi, Eylül 14, 2015

edip efendiye söylenmemiştir

ben, belki koşarak gittim.
bıraktım ne verildiyse, ne ile gönenirse insan
benliğimde asılı kancalar,
dedemden kalan kravatlar,
geceleri gördüğüm rüya 
yorulmuş başkalarınca, benim olan bir şey yokmuş
uykularda bile.
oysa Atatürklü bir filmin ortasındaydık
savaşlar falan olmuştu içimizde
sonra sanayi devrimi, sonra sen çıkageldin
uzadı geceler, yataklar daha da genişledi,
bu cumhuriyeti ilgilendirmez ama sevmiştim seni
bize bira veren tekel, sigara ikram eden Edip efendi
evini açıp, akşama dönerim diyen beyoğlu mesela
onlar da yeltenmişti sana, onlarında umutları vardı yarım kalan
bir gece kurtlar ulurken onlarsız da yaşayabilirsin demiştim

Cuma, Eylül 11, 2015

sensizliğin elleri




atlılar yenik dönebilir artık, şafaklara çekilen kılıçlar kırılabilir
çiçeklere küskün şu plazalar
yıkılsın diye soyundum geçmişimden bildiğim şeylere doğru
sevgilim sensizliğin elleri ne fakir

halbuki
biz iki ev gördüğümüzde bir halk sanıyorduk,
daha sıkı tutuyorduk çocukların ellerini
dağların karnına yerleştirdiğim doğa doğuracaktı,
sana baharlar sunsun diyeydi.
olmadı

topraksız bir aslan gibi kıvrıldım acıma
göğsümden içeri daldırdım pençemi
orası be sevgilim! işte orası çok acıyor bilemezsin,
seni bazen goebbels’e benzetiyorum
çekip vurasım geliyor tarihini
sevgilim sensizliğin elleri ne mülteci


biz birbirimizi başkalarına bırakırken neden herkes çok mutlu?
bölünüyoruz karıcığım
sensizliğin elleri ne kürt!

Salı, Ağustos 18, 2015

aslında yalnız değiliz.


Burayı ben bırakıyorum sizler bırakmıyorsunuz. Dün okul arkadaşlarımdan biri geldi ve blog hakkında soru sordu, pek ilgilenemiyorum dedim fakat biraz önce istatistiklere bir göz gezdirdiğimde bloğun yalnız kalmadığını gördüm.

Çok fazla üretken değilim şu sıralar... En son RED Dergisine bir yazı yolladım. Yeni çıkacak bir dergiye -adı kahverenkli- Sait Faik minvalli bir yazı yazmam gerekiyor bilemiyorum...

Sonra şiir yazmaya çalışacağım uzun zamandır ŞİİRDEN'e göndermiyordum. Bakalım...

Şiir kitabı "sakıncalı ruhun duaları" Eylül gibi çıkıyor. Acımasızca eleştiri bekliyorum.

Buraların bensiz de yalnız kalmadığını gösterdiğiniz için tanıdık tanımadık herkese teşekkür...
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...