Cumartesi, Kasım 13, 2010

Bulantı...

Çarşamba, Kasım 10, 2010

İstanbul'u çok denedik birazda cenneti görelim.



Bugün Beşiktaş iskelesinin yanındaki parkta oturup kara ama kapkara düşünmeye başladım. 
Cebimdeki bir liranın sahte çıkmasıyla sonuçlanan yolda kalma olayımın sorumlusu açgözlü esnaflardır. 
Memur kafasına sahip olmalıyım ki, evden iki üç lira daha para almayı akıl edemedim. 

Beşiktaş iskelesinde bunları düşünürken, birisi gelip ateşinizi alabilir miyim diye sordu. 
Çakmağı çıkarttım verdim yabancıya. Ben denize bakıyorum deniz kabarmış uzağı göremiyorum, gözlüklerim evde. 
Çat çat çakmak taşının sesini duyuyorum. Kafamı kaldırıp kıza, isterseniz yakayım dedim. Ben de yakamadım. 
Her şey üst üste geliyor. Bankta falan mı yatsam acaba diye düşündüm. Sonra Beşiktaş'tan yukarıya çıkmaya 
karar verdim. Fulya'dan Şişliye doğru yürüyorum çünkü bir rezidans'ta olan D'den para alıp kendimi eve 
atmam gerekiyor. Sucuk gibi terlememin yanı sıra, Avrupa yakasının beşte birini gezmiş olmam sinir katsayımı 
binle çarpmama yetti de arttı. 

Paşa paşa Şişliye doğru yürüdüm. Bir manavın önünden geçerken canım yeşil elma çekti. Girip almam lazımdı, almadım. 
Yürümeye devam Cevahir iş merkezinin önünden geçerken yavaşladım durdum insanları dinledim. 
Cevahire gezmeye gitmenin mantığını hala çözebilmiş değilim. Millet akın ediyor resmen... Yolunuz düşerse C.İ.M'den çıkan 
insanların ellerine bakın ne poşet ve başka bir şey var. Direkt orada randevu verip, yine aynı yerde buluşup zaman geçiriyorlar. 
Tuhaf olan başka bir durumdan daha bahsetmek isterim. O da, şu; C.İ.M'in içinde su iki liraya satılırken hemen zemin katta -dışarıda- yetmiş beş kuruş, biraz ilerisinde ise elli kuruş... Serbest Piyasa Ekonomisi işte... Afrika'da temiz su borsası var mıdır, diye düşünüyorum! 

Çok uzatmayalım Mecidiyeköy'e geldim ve metrobüse binmek için jeton alacağım anda bir gümbürtü koptu ki sormayın. 
Yeni yapılan zamları protesto ediyorlar. Jeton almadım haliyle. Eyleme destek verdim. Zamlar geri alınsın vb. bilindik sloganlar atılıyordu. 
İnsanların tepkilerini merak ettiğimden -çünkü geçenlerde bu protestoyu Tv'den izlediğimde, jeton atmayın buyurun geçin diyen göstericiye anarşitlik yapıyorsunuz, diyen kara yağız delikanlı dikkatimi çekmişti!- geri çekilip izledim. Polis barikat falan oluşturuldu, sivil polisler her zamanki gibi koordinatları bildiriyor. Yine kara yağız delikanlılar, sade ama bir o kadar eve geç kalmış genç kadınların serzenişleri... Sonunda turnikeleri işgal eden tahminimce Halk Evi temsilcileri. Bende protestoya tamamen iştirak edip parasız geçtim. Ve sanırım hayatımdaki ilk kez düşeşe gittiğim eylemden ciddi bir hazla döndüm. Metrobüs işkencesine kamuyla beraber katıldık. 

Ev güzel şey. 

Pazartesi, Kasım 08, 2010

Reklamlar

Uzun zamandır dönen Magnum reklamlarında, ilginçtir kadının elleri çok çirkin del torro'nun oyunculuğu. Güzel olan şey bu kasım ayında Magnum yemek mi asla! Bu reklam sekanslarını ayarlayanların aklı miami bechlerde attığı sürece ülkeye kış geldiğini anlamazlar. Alttan ısıtmalı villalarda mı yaşıyorsunuz lan.

Cumartesi, Kasım 06, 2010

Savaş Duası

Ey Yüce Tanrımız, bombalarımızla onların askerlerini kana bulayıp lime lime etmemize yardım et; güler yüzlü ovalarını kahraman ölülerinin solgun yığınıyla kaplamamıza yardım et; silahların sesini yaralıların iniltileriyle boğmamıza yardım et; bir ateş fırtınasıyla o mütevazı evlerini yerle bir etmemize yardım et; yılmaz dullarının yüreklerini çaresiz bir acıyla kavurmamıza yardım et; onların küçük çocuklarıyla birlikte perişan topraklarda harabeler arasında kimsesiz, aç, susuz, paçavralar içinde orta yerde yuvasız kalıvermelerine yardım et; yazın yakıp kavuran sıcağının, kışın buza kesen rüzgârlarının yardımıyla umudunu yitirmiş, acıdan bitap düşmüş, sana bir mezarın huzuru için yalvarsınlar ve sana tapan bizim adımıza onları reddet; umutlarını havaya uçur, hayatlarını karart, bu acı yolculuklarını uzat, adımlarını ağırlaştır, yollarını onların gözyaşlarıyla sula, bembeyaz karı yaralı ayaklarının kanıyla lekele! Sevginin ve merhametin kaynağına, ıstırap çekenlerin yegâne dostu ve sığınağına yakarıyor, aciz ve nadim yüreklerimizle aman diliyoruz. Dualarımızı kabul et, Yüce Tanrı, kabul et ki bütün methüsenalar, zafer ve şeref sonsuza dek senin olsun. Amin.” 


Mark Twain






Bu savaş duasında, yenen bir asker için her şey var. Geçtiğimiz yüzyılda Vietnam bu ilk çeyrekte Irak'ta uzun uzadıya izlediğim ama nedir bu savaşın anlamı diye kendime sorduğumda ekonomik vurguların öne çıktığı konuşmalar yaptım konuşulanları dinlemekten öteye gitmedi. 


M. Twain savaş duasında, işi Allah'a havale etmekle kalmamış, kırmızı alarm verilen sıcak bölgeye koşarken altında hummer bir elinde elli kalibre makineli, diğer elinde kalem varmış gibi yazmış. Coşkusu inanılmaz. 
Bir sözünde, "Cennet ya da cehennem hakkında ileri geri konuşmak istemem çünkü ikisinde de dostlarım var" diyen Twain, üç çocuğunu kaybettikten sonra Tanrıyla doğal olarak ilişkisini gözden geçirip yaşadığı dünyanın uzağına itmiştir. Bir dönem Usa'nın emperyalist görüşlerini savunup "Kızıl bir emperyalisttim. Amerikan kartalının Pasifik Okyanusu üzerinde çığlık atmasını istiyordum." demiş olsa da. Anti emperyalist mücadeleye girişmiş dokuz yıl kadar bir kurumun genel başkan yardımcılığını yapmıştır. 

taksim olayı

Geçtiğimiz hafta pazar günü, Taksimdeki bombalı saldırıda dikkatimi çeken bir şey olmuştu. otuz dört yaralıdan bahseden medya, canlı bombadan yaşıyormuş gibi bahsediyordu.

Şöyle ki; "Taksimde bombalı saldırı! On ikisi polis, yirmi iki vatandaş yaralandı." İki gün boyunca bekledim ve üçüncü gün geceye dönerken düzeltmeler yapıldı. Ve bombalı saldırıyı yapan kişinin ölü olduğu akıllara geldi!
Sonrasında eylemi gerçekleştiren kişinin fotoğrafları medyaya dağıtıldı. Bir kafa fotoğrafı, gözleri açık, yanağının sol tarafında bir morluk, yüzü yer yer bereli. Fotoğrafı görünce aklıma saldırı sonrasındaki silah sesleri geldi. Görgü tanıkları bir kişinin daha olduğu ve polis tarafından vurulduğunu söylüyordu. Emniyet teşkilatı ise tam tersini.

Buradan iki sonuç çıkıyor.
İntihar saldırısını yapan kişinin kendini patlattıktan sonra polis cesede ya da yaşayana ateş etti. Veya polis, vatandaşı korumak için havaya uyarı ateşi açtı.

Bir doğru varsa o da şudur. Medya gaflarına devam ediyor. Yiyene.

Cuma, Kasım 05, 2010

garip ki ne garip

Facebook'ta beni rahatsız eden bir şey vardı. Her ne kadar hesabımı askıya alsam, dondursam da beni neyin rahatsız ettiğini bulmuş değilim. Klasik, "özel hayatın mahremiyeti kalmadı, nedir bu sosyalleşme çabası?" gibi açıklamaların çok ötesinde bir şeyler olduğunu seziyorum. Pek bulabilmiş durumda değilim. Belki yanlış bir yerden bakıyorumdur. Bu olası.

Sosyal Ağ -Social Network- filmini bugün izledim. Nasıl buldum, onuda bilmiyorum. Sonuçta bir D. Fincher filmi izlenmesi gerekiyordu.

Google'a, "Facebook'un Sosyolojik Tanımı" yazdım ve araştırmaya karar verdim. Karşıma çıkan bağlantıların ilk dördü alttaki resimde görüleceği üzredir.


Andy Warhol'un, "Gün gelecek herkes on beş dakikalığına meşhur olacak," sözü ciddi şekilde güme gitmiş gözüküyor. Facebook hakkında birkaç şey okuyayım dediğimde, arama devi google'a başvuruyorum fakat gördüğüm şey ilk dört sırada facebook bağlantılarının olması.

Kılıç balığıyla kale fethetmeye çalışmıyorum elbette. Yalnızca bu biraz fazla geldi.

Bir arkadaşımın seneler önce kurduğu bir yapım şirketi var. Kısa adı KSBA Entertainment... İlk duyduğumda ben de ilk duyan tepkisi vermiştim. Vay be! "Açılımı ne" diye sorduğumda, Körler Sağırlar Birbirini Ağırlar demişti.

Randy Pausch*

Randy Pausch: Son konuşmalarından bazı notlar.


Randy Pausch
"Kalın duvarların olmasının bir nedeni var. Onlar, istediğimiz şeyleri gerçekten ne kadar istediğimizi kendimize ispat etmek için oradalar. Onlar bizim için değil, “diğer” insanları durdurmak için oradalar. Çocukluk rüyalarına inanmayanlar için… Çünkü tecrübe denen şey, istediğini alamadığında elde edilen şeyin adı." 
***
"Bir gün, düşündüğünüzden daha az zamanınız olduğunu farkedebilirsiniz. Bu yüzden başkasının değil kendi hayatınızı yaşayın. Başkalarının düşüncelerinin değil, kendi kalbinizin peşinden koşun."


***
"Başkalarına yardımcı olun. Aile, akıl hocalarımız ve arkadaşlarımız… Onlar, kendi rüyalarımızın gerçek olmasında bize yardımcı olanlar. Biz de başkalarına, kendi rüyalarını gerçekleştirmesine imkan sağlayabiliriz."
***
"Varacağınız noktaya tek başına, başkalarının yardımı olmadan varamazsınız. Peki insanlar kimlere daha fazla yardım etmeye meyilli olurlar? O zaman sen nasıl bir insan olmalısın ki, yalnız kalma!"

--------------------------------------------------------------------------------------
Randy Pausch, facebook'ta çokça dolaşan videonun yaratıcılarından biri, ölüm tarihini, ölmeden bir ay önce öğrenmiş. Yaptığı konuşmanın tamamını hayallerine/yaptıklarına ayırdı. Dünyada milyonlarca insan bu videoyu izlediyse de, Randy'nin adını çoktan unuttu. 
wikipedia'dan Randy Pausch



Perşembe, Kasım 04, 2010


Filistinli genç'ler





















özgürlük Filistin'de sağdan yazılır


kurdu üz! proteine kıy, aç çocukları düşünelim
fi değil. fil dişi değil, Filistinli sabah ezanlarını düşünelim  

yaramı kurşuna sar üşümesin
barut ıslanırsa zafer gecikir
atlar ölürse bahar
Allah’ın dağları var, bizde İbrahim koyuyoruz çocuklarımızın adını
Sorun yok!
Toprakta silah filizlenmez, çıkart onları Musa
asanı büyüt. ateş çalan çocukların ellerini düşünelim
yıkayalım. çıksın vahşet, dökülsün kan
saçlarını okşayalım. Kan düşecek şakaklarından
öpelim gözleri büyüsün, onları görelim.  
çünkü her sabah başka bir kavgaya benzer. kimse bilmez ama
sokakların hepsi taşlarla güzelleşir batı Şeria’da!

kanı döv! güzelliğe kız, rahat bir yatakta Pazar günlerini düşünelim.

04/11/2010
kadıköy





   

bazı şarkılar adam eder

kısa film

Aleksandr Petrov'dan my love


11. tez'at

sevgilim tenindeki Vivaldi’yi sildirdim
dinleme, çünkü ben kendi ormanımın hayvanıyım
.

sefaletti çok kişiyi birden sevmem
güzel yumruk attılar, anama sağlam küfrettiler
saldırmadım

ah roza kirli bırakılmış bahçelerde bahar severim ben
ağzım iyi laf yapıyor fabrika sanki dudakların
ben öptükçe, laikleşiyorsun
greve çıkma!
karanlık yerlerini çok seviyorum. ağır sanayim olsana!


denemeyin.



Bu harika! Yeni bir Bukowski filmi buldum. Lost'taki adadan kaçış yolu bulmak gibi bir şey. Kelepçelerden Huduni ayarında kurtulmak, Tüpsüz 1000 mt. dalıp vurgun yemeden su yüzeyine çıkıp sahra çölünü kolaylıkla geçen denizatının sevgilisini bulması gibi bir şey.



Bukowski'nin mezarında DENEMEYİN! yazıyor. Hayatının baharında içkiyle tanışan Buko, son zamanlarında denemekten yani hayata asılmaktan korksa da, anısını hala bazı kadınlar ve bazı erkekler yaşatıyor. İki gün önce, markete gittiğimde yaklaşık on kutu efes extra alan yüzü yer yer kırmızı beneklerle dolu olan eli öpülesi bir teyze gördük. Şaşkınlıkla baktık. Teyze, süpermeni bile sarhoş edecek kadar birayla dolaşıyordu. Cemil Kavukçunun süper markette görüp, karısından gizlediği o güzel kız örneğin, sarhoş olduğunda hadi beni istemiyor muydun, dedikten sonra adamın kıza çöpmüş gibi bakmasının karşılığı gibiydi teyzemiz. Helal sana Bukowskinin yüzü ağırdı.

D E N E M E Y İ N. Yapın!

Çarşamba, Kasım 03, 2010

İçekapanım

Elveda kitle hazretleri, toplu taşıma araçları, süpermarketler, haberler, futbol maçları...

Süreç başlasın, vokallere veda. Arkadaşlara veda. Ev ve ev sahibine merhaba. Ortalıkta gözükmemek en iyisi, beden değil, fikir değil, göz olmak istiyor beeen. Yabancı olmak en iyisi.

Salı, Kasım 02, 2010

bira için Cihat ya da Nahit

İçime öküz oturdu. Dün dört dergiye üçer şiir yolladım ve dünden bu yana haber gelmedi. Sanırım yenilgiyi kabul etmeliyim. Daha çok yazmanın zamanı geldi. İkinci yeni çok güzel benim yenilgimde güzel olmalı. Bunun için çalışmalıyım.

Şairler hiçbir zaman kazanamaz. Bunu söylerken zen tarikatının mensubuyum gibi söylüyorum. Evet, buda yada keşif gibi bunu söylüyorum. Şairler kazanamaz! Memnuniyet müessesi onlar için kurulmamıştır.

Gülecek, güzelleme yapılacak her şey gelip geçicidir. Kadınlar, kadın için erkekler, çocuklar, çocuklar için anneler... Hepsi geçer. Doğaya küfretmemek gerek. Bol bol sigara ve içki tüketmemizin nedeni de sanıldığı gibi romantik leonard cohen şarkıları değil, yüzleşmek istemediğimiz bu gerçekliktir.

Ölüm, korkutucu şekil bozucu olsa da, hepimiz uzak zamanda iskeletimizin sahibiyiz. Göz rengime aldırmayarak onları yiyecek kurtları, migrostan aldığım elmalarda görüyorum. Bilerek ve isteyerek kurtlu olanları seçiyorum. Hesaplaşmam gerekiyor. Düzenle de sorunlarım var pek düzensizim. Hep anarşist olmak istedim ama ev sürekli dağınık olduğumda canım sıkılıyor. Çorapları banyoya, bulaşıkları tezgaha tv tozu derken anarşist olamayacağımı üzülerek görüyorum. Bakunin böyle değildi eminim.

Herkesin hesaplaşması gereken insani değerler var. Mahalle baskısından bahsedenlere Nahit bakkaldan selam söylemek gerek. Nahit, amca, kardeş, sevgili, eş-cinsel, -nasılbirkelimeysebitişikyazılmıyor- pezevenk yada buna benzer bir şey değildi. O sadece bakkal Nahit'ti. Kapattılar, gitti.

Hesabı kapa hancı der gibi oldu. Olsun.

Not: Size bira ısmarlamak istiyorum.

Pazartesi, Kasım 01, 2010

pardon ateşiniz var mı?




Tarihini tam hatırlamıyorum. Tahminen 1980'lerin ilk yarısı filan olmalı.
Rahmanlarda -şimdiki atalar- oturuyoruz. Büyük değiliz o kadar ilkokul 1 falanız yani.

Akşam toplandık arkadaşlarla. Biraz karşı binadaki kapıcı kızının -Ayşeydi sanırım adı- bacaklarına baktıktan sonra
Caddenin diğer yanında ateş yakıp üzerinden atlayan aileleri gördük.
Bizde hemen her zaman lastik çaldık bir tane -her zaman çaldığımız yerden- yaktık. Aşırmak falan demiyorum, bizimki direk çalmaya giriyordu. Sonra oradaki insanları takip ettik eğleniyorlar şarkılar söylüyorlar filan.
Onları taklit etmeye başladık biz de bildiğimiz çizgi filmlerden şarkılar mırıldandık. Daha şarkı ezberlemenin ne demek olduğunu
bile bilmiyoruz.

Sonra bir fren sesi bir anons falan donduk kaldık biz. İki tane polis üstümüze üstümüze geliyor.
N'oluyoruz lan diyemiyoruz bırak demeyi nerdeyse altıma sıçıcam. Ağlamaklı olduk haliyle.
Bizim devletle ne işimiz olur. Polis bağırarak napıyosunuz lan dedi. Çıt yok.
Oğlum napıyosunuz bu neyin ateşi dedi.
Lastik dedim ben lastik yaktık.
Ne lastiği oğlum?
Şey hıdırellez ya ondan işte!
Siktirin gidin lan evinize dedi.
Gittik haliyle, gitmek ne kelime kaçtık resmen, kaçarken topuklarımız kıçımıza vuruyordu.

Gelelim özete: Biz lastik yakıp hıdırellez diye kutladığımız şeyin Newroz olduğunu çok sonra öğrendik. Ve hala hıdırellez'i newroz gibi kutluyorum yada tam tersi.

cinayet işlerken kösele giyilmez!



Meat Train ya da Dehşet Treni bu filmi izlerken aklıma ilk gelen başlık buydu.

C İ N A Y E T İ Ş L E R K E N K Ö S E L E G İ Y İ L M E Z!

Hamama gitmenin güzel yanlarından biriside tellaklar ve takunyalar kurumudur.
G-string giyemezsiniz örneğin komik kaçar. Fantazi olur.

Gelelim şu cinayet meselesine. Kösele daha çok klasik müzik eşliğinde cinayet işleyenlerin ayakkabısıdır. Hannibal Lecter sofrasını düşünsenize bir. Geniş bir konakta şöminedeki odunların çıtırtısı, duvarda döneme ait ekspresyonist tablolar eşliğinde akşam yemeği ama yemekte sizinde tuzunuz bulunmuş ve hatta etiniz bu zevke iştirak etmiştir. Böyle bir gecede yapılacak son hata nike giymektir. Kösele bu cinayetlerin ayakkabısıdır. Ağır ve entellektüel bir yanı vardır. Kösele giyen katil ne yapacağını bilir. Geceye uygun bir şeyler dinler. Sonra işine bakar.

Peki Tarantino filmlerindeki katil tipler, rezarvuar köpekleri ve ağır roman evet kabul hepsi kösele giyiyorlardı. Fakat biçim bozucu filmler değildi bunlar. İnsan şeklini balta yada elektrikli testere gibi insan icadı şeyleri insana karşı kullanmıyorlardı. Sadece tabanca hepsi bu. Hepsi ceketli ve işini bilen katillerdi. Hemen hepsinin ilginç tiplemeler olduğu için kostümün vazgeçilmez parçası köseledir.

Fakaaat; dehşet treni öyle değil. Biçim bozucu bir film bu. Korkudan öte efektlerin ne derece korkutucu olduğunu görebiliyorsunuz. Amerikan sinemasının klasik örneklerinden biri. Mefta yaşarken kafasına hayvan gibi minimal balyozla vurulur. Gözleri dışarıya fırladıktan sonra ölür ve katilin anatomi bilgisi ciddi derecede ileridir. İş aletleri neşter pense vb.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...