Perşembe, Haziran 07, 2012

vol'ller

vol .0-0

O zamanlar yapacak bir şeyim yoktu. Sabah on da içmeye başlıyor sızıncaya kadar devam ediyordum. Hayatımdaki kadınların sayısını unutmuştum. Telefondaki sesten isim çıkartmaya çalışsam da bir türlü tutturamıyordum, ismini bildiklerimle devam ettim bir süre, çünkü yapacak bir şeyim yoktu. Koca boşlukta seyreden ufak bir gezegen gibiydim. Yattığım yatakların hatırlamıyorum, kavga ettiğim orospu çocuklarını hatırlamıyorum. Sanki bu bahsettiğim altı ay boyunca tanrılar kafatasımın içinde neşterlerle birbirine saldırdılar. Onlar benim beynimde birbirlerinin kanını akıtırken benim önümde bacardi şişesi, elimde salak bir tv kumandası sonsuz bir zırvalığın içindeydim… Sabah işe gitmem, akşamsa eve dönmem gerekiyordu. Evlerin tamamı kodesi andırıyor, banklarda yatmak istemediğimden dev ekran plazmanın önünde sızıyor, sonrasında yine işe gidiyordum.

Ben bu orospu çocuklarına hayatımın on beş yılını verdim. On beş yıl! İnsan neden kendisine böyle bir kötülük yapar? Ev, otomobil ya da adalarda bir tarla için mi? Biliyorum ki; üzerime ev yapılacak olsa tapu dairesinde çok beklettikleri için kodeslik olurum. Aynı şeyler diğerleri için de geçerli. Otomobil mi, ehliyetsiz ve sarhoş araba kullanmaktan çekinmem. Tarla mı? Evet, gün batımında sadece seyretmesi güzeldir!

O zamanlar yapacak bir şeyim yoktu. Şimdi de yok.
Korkulanın aksine iyi gidiyor.



vol. 0-1.


Dün açılışı yaptım. Bir buçuk saatlik otobüs yolculuğundan sonra -Ankara Konya arası üç saat- eve kendimi attım. Televizyonda öyle bir geçer zamankinin yıldızı küçük Osman vardı. Çalışma odamın kapısını açtım. Odada iblisler parti vermiş gibiydi. Sıcak hava suratımı yaladı. Buzdolabına koşup aldığım cinden bir dubleyle durumu eşitledim. İblisler elbette buna sinirlenmiş olmalılar. Oturdum bilgisayarımın başına Hamingway gibi çıplak yazmaya başladım. Güzeldi. Romanın 11. sayfası tamamlandı, öyle bir geçer zaman ki devam ediyordu. Osman'ı düşündüm.




vol. 0-2. 

Kuantum fiziğiyle alakalı ilk kitabımı henüz 16 yaşında okumuştum o zamanlar felsefeyle yüzgöz olmuş birisi olarak, pek anlamasam da okumak iyi gidiyordu. Sonrasında insanlardan birbiri ardına, "screet'ı okudun mu, sır acayip bir kitap mutlaka okumalısın" diye telkinler almaya başlamıştım. Kitabın yazarının cinsiyetini hatırlamakla beraber, adını sanırım hiçbirimiz hatırlamıyor. Sihirli bir değnekmiş gibi eş dost akraba bu kitabı birbirine hediye etti, parası olmayanlar kitap evlerinden çaldı, sevgililer birbirlerine bu kitabı verdiler, köşe yazarların gündemine oturdu vs. Sonuç; dünya hala boktan bir girdabın içinde çırpınıyor. Bundan birkaç gün önce Avrupa'da bir Türk karısını çatıya çıkartıp orada kafasını ve memelerini kesip baş ve göğsünü insanların kafasına atmış. Buna benzer tonlarca cinnet olayı yaşanıyor. Sonuç; screet'ın yazarı 20 milyondan fazla sattı. 
Umut enflasyonu dünya üzerinde kol geziyor.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...