Salı, Temmuz 17, 2012

Eroin Güncesi ve Kanat Güner



Önce kanatın bir yazdığıyla başlayalım. Bu arada bilmeyenler için not Kanat altın vuruş yaparak aramızdan ayrılanlar arasında yerini aldı. Onsuz hayat biraz daha... sanki şey gibi... parmaklarını yanlışlıkla rendelemek gibi, yanlışlıkla yaşıyoruz gibi...

1998 in pislik bir nisan ayında dünyayla bağlantısını kesti. Arkasında Eroin Güncesi adlı kitabını bıraktı Era Yayınları.





“amacım seni üzmek değildi albayım, albayım sana söylüyorum kimse anlamasa da olur hesabıydı benimki, kızmışsın bana bu kadar da hassas olunmaz demiş, bozulmuşsun. toplumca cinnet geçirirken, ben mazeretim de varken biraz depresyona girmişim çok mu albayım? milletvekillerinin birbirini dövdüğü ülkemde ben, kendimden başka kimseye zarar vermeden, ağzıma kırmızıbiber sürülme korkusu olmadan, şeytanın tırnaklarımı yiyemeyeceğini bilerek iki satır şımarmışım, yine mi hatalıyım albayım…

millet ben sigara bile içmiyorum diye zırıl zırıl ağlayıp sonra kokainman çıkıyor, ben her deliğe burnumu soktuğumu itiraf edip dürüstlüğüme saygı beklerken şamar oğlanı oluyorum. kendi kitabını sokakta zabıtalarla kovalamaca oynayarak satan tek yazar benim, eroinmanlığımla övünmüyorum ama kitabımla gurur duyuyorum. tanrılar senin kadar dürüst olsaydı peygamberlere gerek kalmazdı dedi biri, onore oldum. akbaba medyaya takmamaya karar verdim, evime döndüm albayım, ben yokken polis beni aramış, geçen yaz bodrum’a giderken otobüste fenalaşıp akhisar’da apar topar hastaneye kaldırılmıştım, o kargaşada çantamı kaybettim, bulmuşlar içinde de bir parça esrar varmış, ifademi aldılar senin mi diye sordular, ne diyeyim albayım? uyuşturuculara keyif verici maddelere bir süre yüz sürmemeye karar verdim, onun yerine boncuklardan üzüm yapacağım veya sabundan heykeller, annem öyle istiyor albayım, ama içimdeki ses çişini yapacaksın popon kuru kalmayacak diyor.

direniyorum uykusuzluğa, sosyal cibilliyetsizliğe, cahilliğe, kemik ağrılarına, erken bunamaya, küçük adamlara meydan okuyorum. bütün bu gürültü patırtıdan sonra sonum orhan veli gibi çukurda son bulursa millet bana şeyiyle gülecek diye korkuyorum albayım. yine başkalarının incinmesine, acıtmasına izin vermemeye karar verdim ama benim kararlarım lafta bile kalmıyor ki albayım!... klasik bir teraziyim ben karar veririm, karar veririm, karar veririm… her şey bir yana, bir çift kağıdın varsa bir kıyak yapsana albayım, ben de sabundan kuru fasulye yaparım. veya dolaptan aşırdığım tereyağını veririm, askerlerine yedirirsin.

kapıyı aç ne olur albayım para istemeyeceğim!

şimdiye kadar sayılıdır yazdığım mektuplar ama hep yazmam gereken insanlar olmuştur. ama şimdi mektup yazmak istiyorum, insan yok. bir dostum tanıştırmıştı beni albayımla, çok oldu restleşmeyeli. ama bu kara kutu yine ona açılmalı, o anlar. sürgüne gönderilmiş rus çariçesi gibiyim albayım. giyotine gitmeyi bekleyen fransız devrimcisi. yankinin düzdüğü vietnamlı. osmanlı hareminde harem ağası. çölde gezerken kutup ayısının düzdüğü bedevi. çöpçatanım sağır dilsiz, kötürüm, evde kalmış kız. başımız belaya girer diye kapı önüne bırakılan overdose da canki. gel gör ki ölücem ölücem deyip ölmeyen ölemeyen ölseydi, çoktan unutulacak olan kaşar bir canki... sen de duymuşsundur ölüm haberimi, yok bir şey albayım. birkaç kutu çekip keyiften nefes alamaz hale gelince, alverollerle gri hücrelerin kapışması sonucu keyif veren bally yüzünden medya maymunu oldum. hastaneye kaldırıldım, istediğim biraz oksijendi, bağımlı dediler, hastaneden hastaneye sürgün ettiler. hiçbiri almadı. polisler aldığı yere geri bıraktı. polis bıraktı gazeteciler bırakmadı. kapının önündeki bir takım medya, kardeşimin okula gitmesine engel oldu. aileme verdiğim zarara, vicdan azabına dayanamadım. otele taşındım. ezgin, itilmiş, kakılmış, illegal, yalnız, yanlış insanlar ailem şimdi... yaşlı fahişeler yazık diyorlar bana. sürgün psikolojisi, otel odası melankolisi seni hatırlattı albayım. uzun lafın kısası türkiye'deyim, dişiyim, medya maymunuyum. cankiyim ama küçük adamlara acıyorum. bunlar suç albayım, haydan geldim huya gidiyorum albayım, rahatsızım albayım. kapım vurulana kadar kendimi tuvalete kilitleyeceğim albayım. benim için kendine iyi bak, tüpü açık bırakarak intihara kalkışma; tüp bitiyor, üşüyorsun albayım.”



Bir de Kanat Güner'i eleştiren(!) -ünlemin anlamını okuduğunuzda göreceksiniz- Hekimoğlu İsmail'in yazdıklarına bakın. 

tefekkur
kanat guner

kanat, bir kizin ismi, 1970 yilinda dogmus, tip fakultesinde sekiz sene okuyup, dorduncu siniftan ayrilmis. hatiralarini yazmis: "hepimiz gorunurde iyi aile cocuklariydik; ama bizi cikmaza sokan da bu iyi ailelerimizdi." diyor, kitabinin 33. sahifesinde. babasi ve annesi tahsilliymis, memurmus, aile gecimsizligi ust duzeydeymis. "sigaraya 15 yasimda basladim, ickiyle tanismam cok cok once olmustu, babam sag olsun." (sh. 8) "bazen dusunuyorum da ben annemle babamdan nefret ediyorum galiba. onlari en fazla uzen seyin benim basima gelen kotu seyler oldugunu fark ettigimden beri, kendime zarar vererek onlardan intikam aliyorum." (sh. 29) diyor. babasi solcuymus...
tip fakultesinde okurken hayatini soyle anlatiyor: "ne rezillikler yapmisim tanrim, kendimden utaniyorum, erkan'la kavga edince yine zivanadan cikip, jiletle dudaklarimi parcalamisim, guya sakinlesmisim." (sh. 10)
erkek arkadaslarindan, ickiden, uyusturucudan bahsediyor. iki defa kurtaj yaptirmis. sik sik tanri ve allah kelimelerini kullaniyor. bu kelimeler onun dunyasinda bir aliskanlik veya bir yaratan. amma, hicbir zaman allah'in dinini gundeme getirmiyor. kendisine mudahale eden, hayatimizi duzenleyen allah'a degil, folklorik bir kelimeye inaniyor. "hey millet, ben olmeye karar verdim, niye biliyor musunuz? cunku yasim 27'ye geldi, dayandi, benim gibi kimseler daha fazla yasamamali, allah korusun ya olmeye degil de uremeye karar verseydim..." (sh. 5)
gecen aylarda koluna asiri dozda eroin enjekte ederek, helada can verdi. buna altin vurus diyorlar. yani uyusturucu kullananlar, intihar icin aldiklari son, oldurucu doza "altin vurus" ismini vermisler.
kanat, bir ara namaza da baslamis, annesi babasi bu durumu cok yadirgamislar. oyle insanlar var ki, cocugunun dindar olmasini istemiyor, asiriliklara gitmesini de istemiyor, kendisi gibi olmasini istiyor. peki cocuk, annesini, babasini begenmezse ne olacak?
bakiniz kanat ne diyor: "neden her sey guzel olmaz, yasamak bu kadar guzelken." (sh. 14) ve devam ediyor: "allah beni kahretsin, adi bir entelektuel fahiseyim ben." (sh. 20)
tabii bu kiz da intihar ettiginde camiye getirilmis, cenaze namazi kilinmis ve tabutunun uzerine islami ibareler yazili bir ortu ortulmus...
bu kiz, istanbul tip fakultesi'nde sekiz sene kalabilirken, basortulu kizlarin derse alinmamasi ibretli bir olaydir.
milli egitim'in "milli" kelimesinden ne anladigi merak konusudur. bakiniz kanat, arkadaslarindan nasil bahsediyor: "biz birbirimizi kaybettik mi, kopru altinda, gitarci'da bulusurduk. demek ki suru ruhu bizde varmis. bu yari meyhane, yari bar, kafeden bozma mekanda bir arada olmaya calisiyoruz." (sh. 31) boylesine yasiyanlara herhangi bir yasak getirilmiyor, "gerici" deyince, bazilarinin aklina dindarlar geliyor, acaba turkiye'yi geri birakanlar ne? " hekimoglu ismail Zaman Gzt.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...