Pazar, Temmuz 15, 2012

Festivalde bira içemediği için devrim yapabilecek tipler!

DÜN- Sakin geçecek bir gün, yayınevi ile alakalı işleri hallederim sonrasın da eşimi alıp Moda sahilinde çimleri ezerim diye planlıyordum.  Babamda olan kitaplarımı almak için kırımızı bavulumla önce babamın evine gittim. Sağ olsun benim bütün -ki kayıp sanıyordum- Bukowski serimi almış, yatak odasına tepeleme koymuş. Yaklaşık altmış kitap! Gerçek sahibine kırmızı bir bavul içinde döneceklerdi tabii.

Oturduk bir duble rakı ikram etti. Evde tanımadığım yeni tanıştığım birkaç hanımla biraz sohbet ettik. Börek yaptılar yedik, peder bey biraz şekerleme yaptı. Neyse...

Ben sakin bir gün olur diyordum ya, mümkün mü? Twitter'a bir göz attım. Diyarbakır'da Pelvin Buldan vurulmuş. Bileği parçalanmış, Diyarbakır'dan fotoğraflar geliyor. Polislerin sıkıştırdığı insanalar çıplak sırtlarından coplanıyor. S. Demirtaş Toma (Toplumsal Olaylara Müdahale Aracı) tarafından sucuk gibi ıslatılmış, binlerce gaz bombası kullanılıyor, hastahaneden fotoğraflar, hastanede polisin darp ettiği(!) yaralılar. Feryat figan insanalar. Ve diğer yandan da gelen twitlere bakıyorum, çoğu arkadaşım, bazılarıyla isim olarak tanırız birbirimizi. Efes pilsen one love festivalinde bira satışı yapılmadığı için özgürlüklerimiz kısıtlanıyor diye ağlıyorlar.

İçtiğim tek rakının etkisiyle Kadir İnanır kadar sertleştim, bildiğin sekter, çatık kaşlı "yakarım ulan buraları" havasına girdim. Neyse ki çabuk atlattım. Haliyle durup düşündüm. Bir tarafta Diyarbakır'da insanların kelle koltukta miting yapmaya çalışması bunun karşılığında devletin, İstanbul, Ankara, İzmir dahil 12.000 ek polis görevlendirmesi... Diğer taraftaysa bizim arkadaşımız, dostumuz aynı camiada kalem oynattığımız kişiler, "biram nerede lan, bu nasıl ülke" diye serzenişleri.

Bu sorunu daha öncede değişik platformlarda dile getirdim. Baskının ortak mülküyeti, ACI;  yoksulların ve yoksulların yanında olanlarındır. Ortak payda baskının yol açtığı acıdır. Fakat bizim acılarımız çok parçalı kırığa benziyor! Bu baskı döneminde acıyı ortaklaştırma çabası yok! Birkaç örnek.

Şehir Tiyatroları Eylemleri: Eli davullu tiyatrocular ki o eylemde ön plana çıkmış olan Fırat Tanış dahil arkasındaki kalabalık. Taksim'i tiyatrolar bizimdir bizim kalacak sloganlarıyla inletti sonra o sikik barlarına çekilip orada eylemlerine gece yarısına kadar devam ettiler. Eğlendiler. Halbuki eylemden hemen sonra içlerinde Rachel Dink'in de olduğu Ermeni yurttaşların 1915 olaylarıyla alakalı eylemi vardı. Katılmadılar. Niye katılsınlar ki? Onların acısı farklı!

Dün, Efes Pilsen One Love: Daha sıcak dünden kalma bir duruş olarak arkadaşlarımız içki içemedi bu kadar olur mu yea! gibisinden serzenişte bulundular. Ha sorun değil mi küçümsüyor muyuz? Elbette değil. Fakat güzel sanatçım benim, senin zaten damarlarında akan şeyi ölçsek aynı benim gibi kanında alkol değil, alkolünde kan bulma ihtimalimiz yüksek. Bunun için ağlayacağına git Kürt kardeşlerin için ağla kan kardeşlerin için ağla, en azından biz burada rahatız hoca, ama Diyarbakır'da insanlar acı çekiyor de ve biraz o boğazından yağ gibi kayan birayı yutkunarak, boğazın düğümlenerek iç. İç ki, içtiğin bokunda bir manası olsun.

Bugün, Ahmet Yıldız: Şu an itibariyle başlamamış bir eylemden bahsediyoruz. Ama sonucunun üstteki iki şıkta olduğu gibi değişmeyeceğinden eminim. Ahmet Yıldız eşcinsel bir arkadaşımızdı, babası tarafından katledildi. Niye homofobi denilen saçmalık yüzünden. Eşcinseller ayakta sadece onlar mı? Daha fazlası da var elbette. Fakat durum şunu gösteriyor ki, bugün Kürt yurttaşların istiklal caddesinde yapacakları basın açıklaması sırasında yanlarında eşcinsellerden kimse olmayacak olursa da çok sınırlı sayıda olacak bu da bir şey! Tam tersi Kürt yurttaşların Ahmet Yıldız için yapılacak basın açıklaması için de geçerli!

Ne demiştik: Baskının ortak mülküyeti, ACI;  yoksulların ve yoksulların yanında olanlarındır.
Gelip bu cümlede kitlenen sorunlarımızı bizden başkası çözemez.

***

Gelelim sakin geçecek Cumartesi günümüze. Twitler vs. derken bir baktım bukowski dolu kırmızı bavulumu babamda bırakmış kendimi Kadıköy-Karaköy iskelesinde buldum. Ayak parmağımda bir acı hissediyorum, bir baktım ayağımda terlikler. Babama giderken giydiğim sandaletimi giymeyi bile unutmuşum, neden? Çünkü Hdk'nın basın açıklamasına yetişmem gerekiyordu. İstiklal'e çıktım incin top oynuyor her yer toma, akrep fakan kaynıyor caddenin yarısından çoğu güvenlik güçleriyle dolu.  Eyleme yetişemedim ya da olmadı.

Fakat refleksim iyiydi. Toparlanıp gitme çabam benim için yeterliydi. En azından, sadece, One Love bir Bob Marley parçası değil benim için.

Dibe Not: Bu arada twitter'da takip ettiğim Ahmet Ümit Kürt Yurttaşlarla alakalı söylemek istediklerini o kadar dolaylı yollardan, o kadar saçma şekilde yapıyorsun ki aklım almıyor. Bu oldu mu şimdi.


Ahmet Ümit:

‏@baskomsernevzat

"Hayatın anlamı nedir?"diye sordu genç. "Bazen direnmektir," dedi Bilge. "Zulme boyun eğmemektir. Hiç değilse mazlumların yanında olmaktır."




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...