Salı, Ekim 09, 2012

yok bir aynada yüzüm.

sonra sanıyorsun ki içinden bir şeyler kopup uzaklara, hiç tahmin etmediğin kıyılara gidip orada kendini vura vura öldürüyor. tahmin etmenin imkansızlığındasın, imkanlar olanak dahilinde değil yani. hemen bir şeyler umut etmeye başlıyorsun sonra... sonra, umutta gelip geçiyor, hemde hiç sana dokunmadan baka kalıyorsun kendine, olduğun cisimden, ruhtan, seni sen yapan ne varsa karşısına geçip kendini izliyorsun. kendin. bir manzara bile değilsin. umutsuzluk; tırnak uçlarında nefes almaya başlıyor sonra, kirpiklerine yerleşip orada büyüyor, isteyerek besliyorsun onu, kanın canın oluyor. gitse üzülür kıvamındasın. "sevinç gelmesinde" diyemiyorsun. 

bir mengene ağzının tam ortasında kalıyor düşüncen, bir yanda umut bir yanda umutsuzluk.

aklın bu işe uzanamıyor, boyun gittikçe kısalıyor. evet, zamanında çiçekleri de severdin sen, atları, kadınları da... 

hepsi başlıyor, gelişiyor, geliyor, geliyorsun, sonra gidiyorlar. hep böyle oldu, olacak. 

bir silahta ne olmak istersin sorusuna mermi cevabını veren sen şimdilerde kovansın. dünyadan dışarı doğru atılan, hedefi olmayan, merminin kabuğu gibi kullanılmış, siktir çekilmiş değersiz bir meta... bakır bile değilsin örneğin. 

öylece kalıyorsun işte.  umut gelmiyor, umutsuzluk içinde. büyüyor.. devleşip tanrılaşıyor ama ölmüyor. işgalci çünkü, seni çok seviyor. organ organ ele geçiriyor, gram gram kilonu alıyor, varil varil içiriyor. çünkü senin bu dünyaya yakışmadığını düşünüyor. 




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...