Pazartesi, Kasım 26, 2012

Kadıköy Münzevileri

Kadıköy’de Cemal’in adımladığı kaldırımlarda yatıyorum, ince bir yağmur başlıyor,orospuların kaçıştığı barlar var ve oradan başka orospu çocuklarıyla temiz çarşafları kirletmeye gidiyorlar. Bu gidiş hattan memnun olmayan bir dünyada zaten yaşamak isteyen yaşamaz ve cesaretini karanlıkla sınar diye beylik –osuruktan- laflar ediyorum.


Bunları düşünürken D’ bana bakıyor, kirlenmiş bir adama nasıl bakılırsa öyle bakıyor. Dünyadan arındırmak için yıkıyor, sofralar kuruyor, şarkılar söylüyor, seksi danslar ediyor..içimde ki ””şey”” beni terk etmiyor. Nafile! D’ halbuki hiç öyle değil..durduğu yerde ışık saçmakta peygamber gibi, istesem mucizelerin bini bi para, istemiyorum! O “”şey”” durup dururken her şeyden soğumamı sağlayan, güçlü bir asa gibi, benim görüp, kimsenin görmediği şekilde elimde duruyor. Atamıyorum!


Kışın soğuk beynimi yiyor. Yazın sivrisinekler bedenimi! Değişimi imkansız mucizelerden biride beynim tüm bu olanlara el veren orospunun teki! Dünyayı kaldırmak yetmiyormuş gibi bir de bu zırvalıklarla uğraşmanın güncelliği, hayat standardı haline gelen 20 lt. bira sonsuz muhabbet ve dostlar..


Bunların tek tek yazıyorum dergiler basıyor. Bunları tek tek yaşıyorum dergiler basıyor. Bunları tek tek anlatıyorum, götü kalkan şairler evime gelip ahkam kesiyor, bunları tek tek anlatıyorum. Ankara’da hala dergilerde yayınlanmam zor iş. Bunları tek tek susuyorum, - bu da marjinal olma niyetindeki genç yazarların yeni kelimeleri susarak konuşalım vs.- susma sustukça..


.. sonra genzim kuruyor..kuruluğu sevmiyorum, yataktan kendimi atıp bir AARON açıyorum, bu beni daha da pis bir güne başlatıyor, insanlar daha uykudayken ben onların sefil hayatlarını, gün ışırken düşünmeye başlıyorum, elimde sabah biraları, balkon! Bir adım ötesi boşluk diğeri anlattığım gibi. [Bu arada AARON ne çok SEETHER’a benziyor farkında mısın sevgilim? Hayır değil, kendi havandasın. Bazen böyle olur biliyorum, farkındayım.] Kimsenin siklemediği şeyleri daha çok sevmem zaten bundan. Orada, bilinip ama itilmiş bir şeylerin olduğuna inancımı korumam da bundan.


Kadıköy’de yürüyorum. Aklıma aldattığım kadınlar geliyor. Hepsi çok severdi beni. Parasız kaldığımda para gönderirler, bilgisayarlar alırlar, yataklarını açarlar, ev kurarlar, çocuk doğururlar, kirlilerimi yıkar, benle film izlerlerdi. Dertlerini dinlerdim, derdimi anlatırdım bazen, bazıları uykuyu sever bazılarıysa tavuk gibi erken kalkardı. Kiminin evi dağ gibi bir yokuşun başındaydı, günlük iki paket sigara içen ben, bunu kaldıramazdım ama elimden tutup düzlüğe çıkartırdı. Kiminin evi boğaz manzaralı kıçımdaki kuş tüyü minderden rahatsız olup kalkardım.. D’ her şeyin dışında manzara sever. Benim hayatıma ağlar, güler, siktir çeker.. Eğer bir soygun sırasında ölmek üzereyken yanımdaysa D’ ona şunları söylemek isterdim. “” Bu parayı al, kendine kimsenin sana ulaşamayacağı bir hayat kur, mümkünse dünya dışında. Pilim bitiyor sevgilim beni fişe takma! ”” çok beddua edilen bir adamdan ölürken ahkâm kesmesini kimse bekleyemez. Umarım onun dediği gibi zor ölürüm ve bunları söylemek için yeterli zamanım olur!


Dünyayı sevmeyen bir insandan daha tehlikeli bir şey varsa, o da sirkteki vahşi hayvanlardır. İkisini de aynı kafes içine sıkıştıran “”sahip”” iki vahşiden de korkar, haklıdır. Ben Jack severim, o kan! İkisi de doğallığı gereği vahşetin anahtarıdır. Biri kan kokusundan sarhoş olur diğeri sarhoş olmak için kan akıtır. Doğaldırlar!


Aynı zamanda sevişirken kan akıtmaya benzer! İkilem gariptir. Doğmasına izin vermediğimiz çocukların hepsi peçete kurbanlarıdır. Soykırımdan bahsedenlerin kendi soyları üzerine düşünmesi gereken handikap! Ergenlerin yaptığı en ciddi hata, bizim ergen gibi davranmamızın kanıtıdır. Çocuk severken iyi düşünün gözünüze dik dik bakan bir çocukla karşılaşmak istemeyeceksiniz ben bunları düşündüğüm için bakamıyorum. Selpak kurbanı olan benler var. Kendi zevklerimiz uğruna heba ettiğimiz hayatlar var. Kendimize tükürmemiz gereken, kendimizi sevmemiz gereken düşüncelerimiz var!


Katliamın kendisiyim. Ve okullarda seks eğitimi verilsin, kamyonla genç kızlara korna çalınmasın derdine düşmüş kaç adam tanıyorsanız onlardan biriyim. ”” Özünde “”yaşamak teferruattır ya bazen, bazen insan hayalet gibi yaşamayı tercih eder. Boş gözler ve uyuşturucunun zihin açan garip tadı. Bazen öyle, öğle bazen adama 35 derecede Sivas’ta çok koyar ya! Öyle işte!

Mahkemelere Alkollü Girmek ve Beraat


Soyadımı rafa kaldıran mahkemeler, gençliğimden beri yargılayan dgm’lerden günümüze Atina kırıntısı mahkemeler.. Sokrat’ı ele veren aleyhinde konuşan şair arkadaşları ve baldıranla dostlarının ve karısının yardımıyla aldığı ölüm. Mahkemeler artık bunlara izin bile vermiyorlar ama Atina yolunda gerçek bir demokrasi inşa etmeye çırakça yürüyorlar. Duruşmalara –eğer gözaltında değilsem- kafam iyi giriyorum. Genelde kritik olan saat o9:3o’u seçiyorlar. Akşam içkileri tedarik ediyorum, içiyorum, sabaha, akşamdan kalma olarak kalktığım için, su içsem içimdeki alkol patlayacak biliyorum, su yerine birayla güne başlayıp kafamdaki cümleleri toparlayıp hakim karşısında şakıyorum. Sokrates’in ah’ı var lan, ne yapmamı bekliyordunuz? Sizin gibi takım elbise kravat takıp sonrasında serserilik yapmamı mı?


Elbette! Yanlış adresler üzerini kurulmuş hayatlarınız yok, her şeyiniz yerli yerinde ve bunun bozulmasından korkuyorsunuz. Telefonunuzun bataryası bittiğinde panikliyorsunuz, kız yada erkek arkadaşınız biraz ters konuşsa siktir çekemiyor, “”canım sorun ne?”” diyorsunuz. Sizden ve kendimden nefret etmemin nedenlerindendir bu cümle. Bu cümleyi kuramayanları sevmiyorum. Biraz felsefe konuşmaktan bize zarar gelmez, onu, bu günlere taşımaktan kim borsada kaybeder ki? Kimse!


Bunları D’ bilmiyor ama artık siz biliyorsunuz!


Yalnız Kalmanın İncelikleri

Yüz yıllardır hata kavramı üzerine düşünüyorum. Hata affetmez ağır abilerimiz var en önde gideni deli Kadir. Serseriler hata yapmanın ne demek olduğunu biz entel dantel antin kuntin adamlardan daha iyi bilirler. Bizde iş şöyle gelişir hata/ özür telefonu/ affedilme/ iki dakika sora bir barda soluk alma merasimi. Ben bunda tam bir şerefsizlik görüyorum medeniyetinizi alın götünüze sokun diyorum, hiç gerçek olamayacaksınız diyorum. Çok sinirlenmem bu medeniyet denilen icadın yanlış anlaşılması ve iyi örneklerinin yanında kötü yanlarının hiç tartışılmamış olması. Medeniyetin özü ne ki sözü olsun. Medeni varlıklar kaç yüzyıl yaşarlar, 100 yaşındaki insanlara nasıl ölmedi diye bakan bir medeniyete sahibiz!?İronisini içinde barındıran tam bir gizlenmişlik hali. Kaldı ki bizim medeniyetten anladığımız bir bok yokken, medeniyet örneği olarak hata gösterilebilir. Hatalıysam şu numarayı arayabilirsiniz! Direkt ispiyon mekanizmasının lütfenli halidir medeniyet! İşkence altında alınan ifadeden sonra hakime, ifadem işkence altında alındı deyip işkencenin lafı bile geçmezken asıl ifadeyi almasıdır hakimin! Medeniyet işkence hanelerin demokratça işlemesidir! Medeniyet, silah alıp silah satma, parmak kadar çocukların öldürülmesidir, ülke işgal etmek sonrasında tazminat ödemektir. Medeniyetinizin canı cehenneme!


Hata olgunluk seviyenizin motorudur. Seviyeli adamlarla oturup konuşmuyorum, çünkü kem küm herifler oluyorlar, çok politik davranırlar küçük dağlar var ya onları o herifler yaratmıştır. Genelde zoraki oturduğum masalarda o dağa sıçmayı tercih ederim, dillendiririm. Sevmem, uzak dursunlar. Eski bir atasözü derki [yanlışın babasıdır bu cümle girişi, denemeyin] “Tanrı bizi dostlarımızdan korusun, düşmanlarımızı hallederiz.” Özlü sözlere çok güveniyorum. Hep biter diye yanımda taşıyorum zulam sağlam ama dost sohbetlerinde bunları kullanan dostlardan nefret ediyorum. Pek bi geçimsizim. Yalnızlığımın kuyusunu dozerlerle açıyorum ve bu hoşuma gidiyor.

Normal şeylerden bahsetmiyoruz. Aileden gelen genetik delilikle cebelleşmenin sonucunda kalem sertleşmesi yaşıyorum orgazmı size bırakıyorum,

-kapı açık, çıktım bile.

Nerde kalmıştık. Evet, “hata olgunluğunuzun ağrı dağıdır.” Büyük laf! Çok kanmayın hemen unutuluyor. Benim gibi adamların hayatta kalması için çok ciddi hatalar yapması gerekiyor ki, öldürecek olanlarla karşılaşıp onlara gününü gösterelim.

Hayatını jazz’la geçiren her bok hakkında ufakta olsa bir sıçmık-laf bilen insanlar da var. Ve onlar hiç hata yapmazlar, atom bombalarını yapan ve onlarla övünen tiplerin ikiz kardeşidir, napalmle övünürler insanlık adına insanların ortadan kaldırılması gibi düşleri vardır ve bu ahlaksız şebekler hiç hata yapmamış gibi dolanırlar, insan öldürmenin karşılığında para kazanırlar kocaman evlerde geniş kıçlarını yayar çocuklarının güzel saçlarını okşarlar ama hata yapmazlar!


Ama biz öyle miyiz? Ne yapsak polis yaka paça alır azımıza sıçan nemli nezarethanelerde konuk ederler, sonra bir kaçkın savcı aleyhimize dava açar ve bu muhteşem döngü –küçük olayları saymıyorum- devam eder. Fakat onlar hata yapmaz hep biz hatalıyızdır. Neden?

Düzenin Bize Ettikleri

Doğum kontrol haplarıyla viyagraları aynı raflarda sergileyen, futbol takımlarının “değerini” yükseltsin diye yaptığı transferleri taraftardan önce sinsice borsalara açıklamasından, isot gazının Bizans oyunu olduğunu içindeki bileşenlerin herhangi birinde mertlik olmadığını düşünmekten ve bildiğimiz göğüs göğse pankartların artık gaz bombalarına terkedilmesinden oldukça sıkılmış durumdayım. Bizi ne zaman bu hale getirdiler, klavye başına çektiler? Bunları düşünmekten kafamı kaldırıp sevgilimin yüzüne bakamıyorum. Anti depresanlar beni aslanlar gibi mala bağlarken hala bu düzenden nasıl sıyrılabileceğimi düşünüyorum.

Biliyorum, düzenin satamadığı tek şey bir komün hayali.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...