Salı, Haziran 26, 2012

google'a güzel şeyler yazınca çıkanlardan.

Blogda neden güzel şeyler yok, nedir bu karamsar hava sorusunu sordum ve çok yorulmadan sizin için hemen bir araştırma yaptım. alın işte güzel şeyler. 







sanırım bu kadar yeterli.

Pazar, Haziran 24, 2012

neden yuvarlanıyorsun?

neden yuvarlanıyorsun? 

dün türkiyenin arap saçına dönmüş hukuk sisteminin kalelerinde papatya toplamaya gittim. bir iki de ufak işim vardı onları hallettim! beni mal müdürlüğüne yollayan gebe bir hanım'a, kilolu ama hoş karşılayan memura iua şerefine, adliyeye girer girmez ikiyüz kişilik bir güruhun birbirine girip jandarmanın bile müdahale edemediği organizasyonu hazırlayan halkıma teşekkürlerimi sunuyorum.

neden yuvarlanıyorsun?

cezaevinden çıkan arkadaşı dinlerken ipe sapa gelmez şeylerden 5 ay yattığını, kendisine sadece bir kartvizit verildiği için kck'ya üye olmaktan yargılandığını anlattığında eve telefon açıp "duygu, bavulu hazırla gidiyoruz" diyemedim. çünkü hanım izmir'de şu an muhtemel bir plajın altın kumlarında güzelim omuzlarını bronzlaştırmaya çalışıyor.

kadıköy dönüşü biraya oturduk saat 03:00'te süper bir bmw eve bıraktı rengini hatırlamıyorum kimin kullandığını hatırlamıyorum ama bmw markası bu olmalı anahtarımı bulup merdivenleri, evereste tırmanan bir dağcı edasıyla katederken her dağcının başına gelebilecek olan şey benimkine de geldi elbette, ayağım takıldı ve komşunun sorduğu soruydu, neden yuvarlanıyorsun?

lidersiz provalar I


Susanlara aldırmayın. Onlar günümüzün geri zekalıdır. Onları bırakın doğru sözlerinize inandırmayı, kendilerinin var olduğuna bile inandıramazsınız. Çoğulluk artık geride kaldı, düşüncelerinizi düşünen insanlarla beraber olun, onlar sizin yoldaşlarınızdır. Düşünce birliği bir örgüt anlamına gelmez ama bu haydutlar için en korkutucu şey ortaya çıkmış olur. Düşünen İnsanların Yan Yana Gelmesi. Bu önemlidir.
Suskunlar bin yıl boyunca susacaklar. Onlardan ümidi kesin, yanınıza katılmak istiyorlarsa buyursunlar, çay içersiniz konuşursunuz o zaman kulaklarından radyo frekansları tv antenlerini çıkartmış olacaklardır. Devlet gibi düşünün devlet gibi hareket edin, edin ki devlet karşısında başka bir devlet kurulacak olma gerçeğini anlasın, demokrasi dediği oyuncağı kenara bırakıp zor aygıtını bir kenara bıraksın, demokrasi dedikleri şey burjuvaların o beyinsiz takımın atlıkarıncasıdır. Bizlere uzaktan güzel gözükür, hele mahkemelere düşmeyin, sıradan bir muhalifken örgüt üyeliğiyle yargılanırsınız sonra da “pardon” derler, hiç oralı olmazlar. Kendi adalet güdülerinizi güçlendirin. Eğer bu memlekette bu güdü bu düşünce yeterince güçlü olsaydı. Yüzlerce insan sebepsiz yere içeride olmazdı,” neden girdiğimi anlamadım, neden dışarıdayım onu da anlayamıyorum” demezdi.

Eğer bu topraklarda iyilik yeniden yeşerecek ve yeniden istenilen insanlık durumuna erişeceksek, bireyin çabasıyla kitleselleşecektir. Televizyon kumandasını bırakarak, biraz dilenciye para vererek, biraz karşı koyarak haksıza, iki kişinin pankart açmasıyla başbakana, yolcuların protestolarıyla, thy çalışanlarının grevleri işten atılmasıyla. Görevini yap sadece düşün. Haydutların korkularını haklı çıkart düşün ve harekete geç. Sen susarsan olmayacak, bırak onlar sussun. Sen susma. 

Salı, Haziran 19, 2012

"yaaani!!"

hayatında ciddi bir gelişme olduğunda, diyelim ki bir arkadaşına durumu aktarıyorsun ve seni sarsan bu olay karşısında, bu kankan bön bön bakı,p malak gibi yerinde oturuyor. sana "yaani" demek üzere.. 
ben artık anlamıyorum, ömrümü yediniz bitirdiniz bi siktirin gidin. cahilliye tapının, bencilliğin bahçesinde çadır açın, bi gidin.

Salı, Haziran 12, 2012

Valla yok bi'şey!

Boktan gün. Yunanistan, Çek'lere yenildi. Hem de 2-1! İddia oynamadığıma sevindiğim bir gün oldu. Züğürt tesellisi! Ne zaman oynasam kaybedenin önde gideniyim.

Neyse boktan dedik ya, kıvamından bahsedelim. Saat 09:14 iş yerindeyim. İş yeri, sırattan geçememiş, cezalarını çekmek üzere gönderilen fanilerin cehennemi gibi yanıyor. Oturdum bilgisayarı açtım, ter akıtıyorum... Partilerin saçma sapan grup toplantıları var, günlerden Salı. Dinlemeyeyim diyorum, dinlemiyorum da. Saat     12 : 00 arıyorum, ağlıyor kadın.
-N'oldu?
-Yok bi'şey.
-Kızım!
-Valla yok bi'şey!

!!!

Kendimi işten başka bir yerlere atmak istiyorum. Cehennem bile daha huzurlu gelebilir. Neyse. Arkadaş arıyor, diyor ki; falancanın babasına kan lazım, yarın ameliyata girecek... Kan grubun ne? A diyorum. Tamam, biz falanca hastanesindeyiz. Atlayıp gidiyorum 19 S'ye... Bir saniye o 19 S o hastanenin önünden değil taaa anasının hörekisinden geçiyor! Ama olsun iyilik yapacağım ya... Neyse hastanedeyim. Muhabbet, kan testi, çay içme, biraz siyaset, biraz hayat, çokça sıcak... Evet çok sıcak, bira yok bira değil şimdi. Şimdi sağlık. Ayşe geliyor, diyor ki, doktor, fark etmediğin bir soğuk algınlığı geçirdiğini söyledi, kendine dikkat etmelisin. Fark etmediğim bir aids'te olabilirdi bu, şimdi kendimi daha iyi hissediyorum!

Eve geliyorum bilindik evraklar gelmiş, bilindik suçlamalar... İki haftalık ceza, dam da diyorlar onun adına, hemen çıkartıyorum. Arkadaşım olmadığı, telefon açıp cevap alamadığım arkadaşlarım olduğundan ev de bolca küfür ediyorum. Biraya davranıyorum şu an henüz yani şimdi 5 bitiyor...
Nick Cave sol taşağın olmaya da razıyım.

Perşembe, Haziran 07, 2012

vol'ller

vol .0-0

O zamanlar yapacak bir şeyim yoktu. Sabah on da içmeye başlıyor sızıncaya kadar devam ediyordum. Hayatımdaki kadınların sayısını unutmuştum. Telefondaki sesten isim çıkartmaya çalışsam da bir türlü tutturamıyordum, ismini bildiklerimle devam ettim bir süre, çünkü yapacak bir şeyim yoktu. Koca boşlukta seyreden ufak bir gezegen gibiydim. Yattığım yatakların hatırlamıyorum, kavga ettiğim orospu çocuklarını hatırlamıyorum. Sanki bu bahsettiğim altı ay boyunca tanrılar kafatasımın içinde neşterlerle birbirine saldırdılar. Onlar benim beynimde birbirlerinin kanını akıtırken benim önümde bacardi şişesi, elimde salak bir tv kumandası sonsuz bir zırvalığın içindeydim… Sabah işe gitmem, akşamsa eve dönmem gerekiyordu. Evlerin tamamı kodesi andırıyor, banklarda yatmak istemediğimden dev ekran plazmanın önünde sızıyor, sonrasında yine işe gidiyordum.

Ben bu orospu çocuklarına hayatımın on beş yılını verdim. On beş yıl! İnsan neden kendisine böyle bir kötülük yapar? Ev, otomobil ya da adalarda bir tarla için mi? Biliyorum ki; üzerime ev yapılacak olsa tapu dairesinde çok beklettikleri için kodeslik olurum. Aynı şeyler diğerleri için de geçerli. Otomobil mi, ehliyetsiz ve sarhoş araba kullanmaktan çekinmem. Tarla mı? Evet, gün batımında sadece seyretmesi güzeldir!

O zamanlar yapacak bir şeyim yoktu. Şimdi de yok.
Korkulanın aksine iyi gidiyor.



vol. 0-1.


Dün açılışı yaptım. Bir buçuk saatlik otobüs yolculuğundan sonra -Ankara Konya arası üç saat- eve kendimi attım. Televizyonda öyle bir geçer zamankinin yıldızı küçük Osman vardı. Çalışma odamın kapısını açtım. Odada iblisler parti vermiş gibiydi. Sıcak hava suratımı yaladı. Buzdolabına koşup aldığım cinden bir dubleyle durumu eşitledim. İblisler elbette buna sinirlenmiş olmalılar. Oturdum bilgisayarımın başına Hamingway gibi çıplak yazmaya başladım. Güzeldi. Romanın 11. sayfası tamamlandı, öyle bir geçer zaman ki devam ediyordu. Osman'ı düşündüm.




vol. 0-2. 

Kuantum fiziğiyle alakalı ilk kitabımı henüz 16 yaşında okumuştum o zamanlar felsefeyle yüzgöz olmuş birisi olarak, pek anlamasam da okumak iyi gidiyordu. Sonrasında insanlardan birbiri ardına, "screet'ı okudun mu, sır acayip bir kitap mutlaka okumalısın" diye telkinler almaya başlamıştım. Kitabın yazarının cinsiyetini hatırlamakla beraber, adını sanırım hiçbirimiz hatırlamıyor. Sihirli bir değnekmiş gibi eş dost akraba bu kitabı birbirine hediye etti, parası olmayanlar kitap evlerinden çaldı, sevgililer birbirlerine bu kitabı verdiler, köşe yazarların gündemine oturdu vs. Sonuç; dünya hala boktan bir girdabın içinde çırpınıyor. Bundan birkaç gün önce Avrupa'da bir Türk karısını çatıya çıkartıp orada kafasını ve memelerini kesip baş ve göğsünü insanların kafasına atmış. Buna benzer tonlarca cinnet olayı yaşanıyor. Sonuç; screet'ın yazarı 20 milyondan fazla sattı. 
Umut enflasyonu dünya üzerinde kol geziyor.

Pazar, Haziran 03, 2012

Başbakan yatak odamızda ne işin var?


Sen cumartesi anneleriyle ne kadar ilgilendin? Biz biliyoruz ki bu insanlar bin yıl daha eylem yapsa, haykırsalar oralı bile olmayacaksın.
Devletin kaybedip, katlettiği insanları bulma, akıbetlerini araştırma gibi bir görevin yok mu senin? Peki,  “ben Türkiye’nin tamamının başbakanıyım” derken bize yalan mı söylüyorsun?

Peki ,  “ananı da al git” dediğin köylünün anasına fırçayı çektiğinde cennet anaların ayakları altındadır sözünü unuttun diyelim.  Ama anneleri niye ayırıyorsun? Senin ananı, anamız bellerken bizim anamızı neden... Elbette kendini güçlü hissediyorsundur. Üstelik şimdi bunu bizde kabul ediyoruz. Fakat siyaset dediğin şey değişebilir kişiler gider, koltuklar biter, başkaları gelir, sen de baki kalamazsın Erdoğan. Ülkenin tarihi senin gibi siyasetçilerle dolu, evet, şimdi yaptıklarınla kalıcı olmak istiyor olabilirsin. Ama sen de biliyorsun ki toplumun ilk beyin ameliyatı darbe ve baskı dönemlerinde başladı.  Derdimiz aynı Erdoğan unutkanlık! Bizi sosyalistleri uzun yıllar önce unuttu bu halk, arada bir gündeme geliyoruz. Aslında sen chp’ye şükrediyorsun ya bizde sana teşekkür ediyoruz. Sen olmasan bugün kadınlar toplanıp bunca güzellikleriyle eyleme soyunmaz, benim bedenim, benim kararım diye haykırmazlardı.

Üç çocuk isteme hakkını kendinde buluyorsun da, bunlara bakmak için dağıttınız sütleri kontrolden geçirip çocukların zehirlenmesini engelleyemiyorsun? Annelik babalık bu kadar kolay değil. Bu bir organizasyon işi değil. Kürsüden bir saat konuşup inmeye pek benzemiyor. Doğacak çocuğun bakımı ve sorumluluğu. Doğan çocuğa altın takma diye bir şey var. Adıyla yaşasın diye bir şey var. Bunlar neden yapılıyor bir fikrin vardır mutlaka! Belki de yok!

Hangi okulda cinsellikle alakalı eğitim verdiniz de, şimdi kürtajla alakalı kakafoni yapıyorsunuz? Zaten genetik olarak sen yani erkekler ayda bir milyon sperm üretirken eşin yani kadınlar iki yumurta üretirken yani doğal olarak kendilerini koruma güdüsüyle davranıyorken bir de devletin elini oralara sokup, niye kurcalıyorsun? Kürtaj elbette olmamalıdır, bir erkek olarak katılıyorum ama eşim katılmıyor. Bizim sorunumuzu sen mi çözeceksin, sana ne? Kaldı ki senin görevin, benim hayatımı elektrik, su, doğal gaz, telefon, kira, mutfak alış verişi vs. bunları çözmekken, yatak odamızda ne işin var?  
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...