Salı, Temmuz 02, 2013

Şairin Toması

Şu günlerin şiirleri mutlaka yazılıyordur, yazanlar vardır eminim. Ben beş satırlık bir karalamanın ötesine geçemedim. Bunun sebebi fikir kıtlığından öte, ellerimin çalışmasındansa ayaklarımın o eylemden bu eyleme koşmasını istememdendir.

Adorno'nun "Auschwitz'den sonra şiir yazmak barbarlıktır" Sözünü oldum olası yanlış anlayan bizler, doğrusunun Auschwitz varken sadece şiir yazamayız, aynı zamanda bunun için mücadele etmeliyiz kısmını ne hikmetse hep atlayarak kişisel "kariyer ve isim cilalama yöntemlerimize eskisi gibi devam ediyoruz. Tek farkla; Gezi Direnişini konuşup yanında şiir okumaları yapacağız diyerek.
Bunun anlamı şu; eskiden tavuğa yumurta yedirirken şimdi omleti tavuklu yapıyoruz.

Karanlık, şairlerin şarap mahzenidir. Ama!

Serseri ruhlarını oraya buraya sürüklerken mutlaka hataların en fiyakalısını yaparlar amma velakin ders çıkartmak kısmında da yakışıklı olmaları gerekirken tren öküz ikileminde kalırlar. Yüzyıllardır şairin fotoğrafındaki sepya renk bakiyken, ruhundaki çalkantılı hal, liman arayışı artık mahzenin içinde olmaktansa mahzen sahibi gibi “ne vereyim abime” der durumdadır.
Bu boşluk algısını devrim ya da devrimler dolduramaz! Sovyetler Birliğinden Mayakovski’ye baktığımızda fotoğraf daha da netleşecektir.

Yazının sebebine girecek olursak. Nevzat Çelik’in falanca yerde şiir okumaları ve gezi direnişini bu toplantıya dahil etmiş olmasıdır. Elbette N. Çelik bu yazının öznesi değil nesnesidir. Özne genel itibariyle şairin tutumu yani direniş alanında gazdan kaçıp, soluklandıktan sonra, talcid’li solüsyonun ne ciddi insan icadı olduğunu düşünmeden tekrar direnişe dönen, barikata kilit taşı taşıyanlardır. Ama!
Bizimkilerden bazıları portakallı ördekte sever.

   

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...