Cuma, Ekim 25, 2013

Kititake Hiraoka’dan Yukio Mishima Yaratmak

"Güzellik ürkünç, müthiş bir şeydir.
Ürkünçtür, çünkü tanımlanamaz,
tanımlanamaması da bizlere yalnızca
bilinmezlikler verdiği içindir.
Burada kıyılar birleşir,
bütün karşıtlıklar bir arada yaşar."

Dostoyevski – Karamazov Kardeşler.
                                  

Doğduktan on iki yıl sonra annesiyle ilişkileri ‘normal’ hale geldi. Çünkü babaannesi sadece beslenme saatlerinde annesine izin veriyordu. On iki yıl boyunca oyuncak bebekler ve kızlarla arkadaştı. Babaannesi, samuray kökenli bir aileden geliyordu. Gelenekselliği, saç telinden topuklarına kadar hisseden bir çocukluk evresinden sonra edebiyata merak sardı.
Babası, Japonya’da iki yüz elli yıllık askeri gelenekten geliyordu. Baskın kişiliği Kimitake Hiraoka’nın yazmasını istemez. Çünkü ‘kadınların’ uğraşıdır edebiyat. O bir erkek olmalı, ülkesini savunmalıdır. Kimitake ilk olarak Aziz Sebastian’ın, etinden içeriye giren oklara ve kanlar içinde can verirken resmedildiği yağlıboya bir resme bakarken orgazm olup kendisini tanımaya başlar. Elbette ülkesini savunacaktır ama bir eşcinsel olarak.
Japonya’nın kâğıt sıkıntısı çektiği dönemlerde öğretmeninin (Fumio Shimizu) yardımıyla ilk denemelerini yayınlar. Bir haftada tükenir. Ülkedeki yayıncıların tamamı kâğıt sıkıntısından yakınırken o daha çocuk yaşlarında kitabını basar. Üniversite çağlarına geldiğinde baba otoritesinden kurtulmak için bir mahlas bulmalıdır. Mishima Fuji dağını karşısında bir şehirdi. Yukio ise kar anlamına geliyordu.

Yukio Mishima

Gelenekselliğin getirdiği faşizanlık onu da etkiliyordu, bunda babaannesinin payı ve babasının minik bir bürokrat, koca bir Hitler hayranı olma durumu önemli. Fakat atom bombalarıyla ülkesinin iki şehri yerle bir edilmiş, çocukların on yıllar sonra hala sakat doğduğu bir ülkenin yazarıydı. Gelenekselliğin yanında, modernizmin karşısında durması gerektiğini daha iyi kavramış olmalı. Yazdığı kitaplarda Japon kültürünün erozyona uğraması ve toplumun bu akıntıyla değişimi, kendi dâhil ‘bireyi öldüren’ kapitalist çarkların kişi üzerindeki etkilerini, sıkışmışlığını kaleme aldı. ‘Kadınlara kur yapmayı seviyorum’ diyordu Mishima ‘ama onlarla beraber olmak istemiyorum.’ Fakat evlendi. Evlendiği kişi aristokrat bir aileden geliyordu. Yaşamının duraklarında elbette yoksullukta vardı ve belki de evliliği bu yüzdendi. Aileni koru vatanını sev...
Eşine evlendiği ilk günlerde ‘yazmama ve spor yapmama karışma’ demişti. Her şeyden önce yazmak geliyordu. Batılı anlayışı sevmiyordu ama bir kitap yazıp batılıların hayranlığını kazandı. Bir Maskenin İtirafları 1949
Hitler faşizminin dakikliği, samuray kültürünün yılmazlığıyla buluşuyordu. Kılıcın keskinliği, barutun öfkesiyle harmanlanıyordu.
-Tarihe böyle bakılmaz ama Mishima Hitlerin karşısına olduğu gibi çıksaydı, Hitler bu samurayı gaz odasına ya da idam mangasının önünde bir kütüğe bağlayacağı kesinmiş gibi. Fakat Hitler Mishima’nın karşısında olsaydı… Bu tamamen bir muamma, belki saatlerce tartışabilirdi. Elbette ilericiler için çok aydınlık bir gelecek vaat etmeyecekti. Şimdiki zamanlar gibi.-
Üç kez Nobel adaylığı, yüzden fazla yapıt, sayısız film, no oyunları ve bir örgüt kurdu. Örgütünün adın Kalkan Cemiyetiydi. Yüz elli kadar insanı kendi seçti, dar bir ‘kurum’ olsun istiyordu. Öyle oldu. Dövüş sanatında ustalaştı, samuray sınıfının son temsilcilerindendi. Örgütünü de bu yolda biledi, kıyafetlerinden, eğitimlerine kadar ilgilendi. Yazılarına, ‘ailesine’ ve imparatora saygısını hiç kaybetmeden yoluna devam etti.
Ya Kimitake Hiraoka olacak, ya da hayatını Yukio Mishima olarak sürdürecekti. O modernleşmenin karşına kalkan cemiyetiyle, modern ordunun karşısınaysa samuray kültürüyle çıkıyordu. Yazdıkları gibi hayatı da planlı şekilde ilerledi. Ölümünü de bir eser olarak görüyordu. Bu ölümü bir sene öncesinden kurmaya/planlamaya başlamıştı. Yüz elli kişilik ordusunu  -ki Mishima askere gitmemek için askeri doktora, öksürüğünü ciddi bir hastalık gibi gösterip orduya katılmamıştı- Japon askeri kuvvetlerinin içinde yetiştiriyordu.

Hayatını çelişkiler yumağı içinde geçirdiği açık. Hem babası vasıtasıyla orduyla yakın ilişkileri olması, hem askerden kaçmak için hasta numarası yapması, samuray kültürünün geleneksel yapısalcılığı ve eşcinsel eğilimleri ruhunu çalkalandırıyordu. Yaşadığı dönemin –edebi açıdan- en belirgin özelliği ise kanımca şudur. Birinci ve ikinci dünya savaşları arasında dünya edebiyatı özellikle Amerika’da Beat kuşağının beslenip var olmasına önayak olmuştu. Doğuda ise Mishima’yı var etmişti. Batıda genel olarak savaş karşıtlığı olarak tezahür eden bu durum, doğuda gelenekselliğe dönme anlamını taşıyor. Elbette modern orduya geçilirken orduyu şekillendiren, eğiten ve kültürünü de beraberinde getiren batılı anlayış Japonya’nın genel geçer olmayan gelenekselliğini etkileyecekti. Öyle de oldu.
Yukio Mishima Nobel’e aday gösterildiği yıl Nobel’i alan vatandaşı Kabawata, “Olağanüstü bir yetenek, benden çok yukarılarda, ancak dünyaya üç yüz yılda bir gelen dâhilerden” diyecekti.   
İç dünyasındaki acıdan haz alma hali, rüyalarına kadar ulaşmış onu çepeçevre etkisine almıştı. Dışarıdan bakıldığında yapıtlarındaki incelikle, intiharı arasındaki kan gölü ciddi bir ikilem gibi duruyor. Çelişki yumağı Mishima için büyüyor gibi. Fakat bunu hiçbir zaman dışarıya aksettirmiyor. Kapalı bir kutu gibi Mishima. Erkekleri arzuluyor ama bir kadınla evleniyor, ordudan kaçıyor ama kendi ordusunu kuruyor, yazıdaki inceliğiyle ölümü sırasındaki keskin kılıç her şeyi ikiye ayırıyor.


İntihar Sanatı

 

24 Kasım 1970, yayıncısının istediği yazıyı bitirir bir miktar para ayırır kenara, bu para Tetenokai (Kalkan Cemiyeti) üyesi olan dört kişiye ayrılmıştır.

Karısına bir not bırakır.

“Herkes ölür ama ben sonsuza kadar yaşayacağım.”

25 Kasım 1970, kapısının önünde yeni bir araba, içindeyse dört kalkan cemiyeti üyesi vardır. Hepsi askeri üniformalarını giymiştir. Basına günler öncesinde haber verilmiştir. Tokyo’da bulunan Ichigaya karargâhına gidip genelkurmay komutanlarından birisine 17. yüzyıldan kalma bir samuray kılıcı hediye edecektir. Karargâha rahatça girerler ve komutanı sandalyesine bağlayıp kapının ardına odadaki sandalye ve ağır eşyaları koyarak giriş çıkışları bloke ederler. Mishima’nın son bir görevi vardır. Ünlü bir balkon konuşması yapmak! Karargâhın geniş balkonuna çıkar. Aşağıda yaklaşık sekiz yüz asker ve basın mensupları Mishima’nın; imparatorun haklarının geri verilmesini, batılı anlayıştan uzaklaşıp samuray kültürüne dönülmesiyle alakalı konuşmasını, alnına taktığı beyaz bantla bitirir. Bu bant kamikazelerin ölüme giderken taktığı bandın aynısıdır. İçeriye girip diz çökeceği yeri biraz temizler ve üniformasının düğmelerini yavaşça açıp Tetenokai üyelerine son kez bakar. Elinde kılıç tutan Masakatsu Morita’ya -cemiyet içinde Mishima’nın nişanlısı gözüyle bakılmaktadır- döner ve son kez ona bakar.
İkisinin de ortak noktaları çoktu, bunlardan biri; kanlı ve acılı bir ölümdü. Mishima, “Seppuku orgazmın zirvesidir” diyordu.  
Morita çok acı çekmemesi için başını vuracaktı. Ama öncesinde ritüele başlanacak ve Mishima karnını deşecekti. Sandalyeye bağlanan general durumu fark etmişti. “Yapma” dedi Mishima’ya… “Lütfen yapma.”


Mishima karnını işaret ve orta parmağıyla işaretledi ve kılıcını o boşluktan içeriye soktu. Pembemsi bir bağırsağın görünmesiyle birlikte odayı kesif bir koku kaplar. Bu arada Marito seppuku’yu tamamlamak için kılıcını indirir. Fakat kafanın gövdeden ayrılmasını başaramaz. Mishima’nın sırtında derin bir kesik açılır… -Şunu da ekleyelim: eldeki verilere bakılınca Marito sevgilisini öldürmek üzeredir. Odada Marito’nun aşırı terlediği ve ellerinin titrediği biliniyor.-    
İkinci darbe halıya isabet eder ve üçüncüsü çenesine…
Seppuku Japonlara özgü geleneksel intihar yöntemidir. Harakiri ile benzerlikleri var gibi görünse de öyle değildir. Harakiri, kişinin nasıl intihar edeceği ile bağlantılı ve ölmeme durumu söz konusu olabilir.  Seppuku’da ise ölüm kesindir. Bu ritüelde en az üç kişi bulunmalıdır.


1970 Kasımında Mishima seppuku yapan kişiydi, ikincisi Marito yani Mishima’nın kafasını gövdesinden ayıracak olan kişiydi, ama yapamadı. Üçüncü kişiyse seppuku’nun başarısızlığa uğraması durumunda  -Marito’nun heyecanı, o gün Mishima’nın seppuku’yu tamamlamasının önüne geçmişti- hem Mishima’nın hem de Marito’nun kafasını kesecekti ve öyle de oldu. Mishima ve Marito istedikleri şekilde öldüler.

Yan yana.

3 yorum:

  1. Mishima: A Life In Four Chapters isimli filmi izlemenizi öneririm. Beğenebileceğinizi düşünüyorum.

    YanıtlaSil
  2. En yakın zamanda edinirim.
    Teşekkürler.

    YanıtlaSil
  3. Masakatsu Morita ! ne maritosu ?

    YanıtlaSil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...