Çarşamba, Şubat 19, 2014

Linç kültürü

Farkına varmadan linç kültürüne öyle katkılar yapıyoruz ki, dillere destan. Birincisi şu Kabataş konusu. Kadın belli ki kurmacanın içinde figüran, taciz ettiler, organlarını kafama sürdüler vs. şeklinde açıklamalar yapıyor. Bazı aklı evvel solcular da ya da solcu geçinen tiplerde gidip bunun üzerine deri pantolonlu birkaç İngiliz'in fotoğrafını paylaşıp, "aha işte bulduk" diyerek kendilerine mizah malzemesi çıkartıyorlar.
Hatırlatalım olayın olduğu dönemde 'yapanları dışlamak gerek' görüşü yaygındı. Bu aynı zamanda bu olayın yaşanabilirliğinin de kanıtıydı. Yani kimse yok canım yapılmamıştır demedi. Kadının küfür ettiği, hatta gruptakilerden birisine tokat attığı rivayet ediliyordu.
Politik tutum, deri giymiş bir grup insanı, 'kasıktan dize kadar gel bize kadar ve bunlar Kabataş kahramanı' diyerek lanse etmek midir?

İkincisi şu zengin çocuğuyla alakalı, ailesinin 100 bin euro'luk yat almasıyla 'anlayamazsınız, en çok motorun suyu köpürtmesini seviyorum' diyen çocukla alakalı. İsmi üzerinde çocuk, cinayet işlese ceza yemeyecek, ailesinin densizliği tamamen çocuğun üzerine yıkılıp, linçe maruz kalıyor. Bırakıyorsunuz. Evet, aynı şeyi 'oğlum bak git' olayında da yapmış ve farkına varmamıştık. Artı 'damar benim kan benim' diyen çocuk daha sonra lütfen benim videomu izlemeyin, okulda utanıyorum diye yakarmıştı da kimse duymamıştı. Şimdi duyun, bu kültür çocuk oyuncağı değil.

Salı, Şubat 18, 2014

hava bozdu, yapacak bir şeyde yok üstelik. çıkıp bir sigara daha yakmalı. çıkıp biraz daha eller cepte dolaşmalı... hava yusuf hayaloğlu şiirleri gibi kapalı, tok, gürültülü... belki uzun zamandır görmediğim birkaç kişiyle karşılaşırım. karşılaşmam. kendimi kandırıyorum.
hava niye böyle oldu? yaz olsa ya.

Pazar, Şubat 09, 2014

Anneanneye güzelleme ya da ört şu kapıyı cennete git.

Q7'yi düşünüyordum ki, tanımadığım bir kızın yüzündeki acıklı ifadeyi gördüm. Dudaklarını ısırdığında göz göze geldik. Sonra sokaktan geçen ve önünde durup dua eden insanlar.. Saf tutup, tabutu omuzlayanlar.. 
Kaynvaldem ne İngilizce bir kelime sonra. 
Merhume'de gelinen son noktayız, çağ; NFS Shift veyahut Gran Turismo gibi geliyordu ki kendimi cenaze arabasında buldum. Lök gibi oturdum, it gibi içtim, albümleri indirip itinayla gözlerimi döktüm.
Dün bir devir katlanıp kaldırıldı daha doğrusu mezarın sağına yatırıldı. Kefenin ipleri açıldı, -sanırım, rahat etsin diye bunu yaptılar- dün yalnız ölünebilir günüydü. Öyle yapıldı.
Kaynvaldem döndü dedi ki, where friends who love you?
Soru işaretinden çok ünlemli bir gündü. 

Sonra sonsuz duş alma isteği. Bunu anlamadım. 

Pazartesi, Şubat 03, 2014

Belki de böyle bir andır.

Dostoyevski'yi yazmak için koşullar olgunlaştı. Yeterince acı, hüzün ve köşelere saklanmış mutlulukların yeri tespit edildi.
Raskolnikov gel buraya bize biraz daha votka ko!

F.D: Sonra İnan'cığım dediğim gibi, acı; beynin bir ürünüdür. Ve fakat kafasına ateş edenler acı çekmeden ölür.
İUA: Saçmalama Fyodor! Buna inanmamı bekleme benden.
F.D: Raskolnikov. RASKOLNIKOV!
R: Buyrun efendim?
F.D: İçeriden Mayakovski'yi çağır.  
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...