Cumartesi, Nisan 26, 2014

daha aşındır!

Eksikliğini hissediyoruz Ulus, oturduğun sandalyelerde zaman, kafa patlattığın kitaplara yeniden dönüyoruz. Çok içiyor, çok okuyor, çok çok çok şey düşünüyoruz. Depoya indiğimizde bir telaşla paketlediğimiz kitapların ötesinde okuduğun kitapların olduğunu biliyoruz. Sessizce işimizi halledip, kapıyı iki kez kontrol edip çıkıyoruz. 

Ulus, şu sıralar kötüye giden şeyler de var. Dünya biraz daha boktan, ince espriler kurtarmıyor… hatta daha serleşerek, kıyarak… ince tabirle, törpüye maruz kalan dostlarımıza; düşman haline geldiğimizde kör testere gibiyiz. Anlarsın!
Ada istiyoruz Ulus, adalıyız! Bir de yazdıklarından sonra daha ne yazsak diye düşünüyoruz.

Aslında; bas tekmeyi, gir içeri, çek silahı, seviyorum bu kızı kıvamındayız. OLMUYO!

Düşünüyoruz yazdıklarını…

İnan Ulaş
--------------
Kumgüzeli

En elde edilmemiş şiirdin sen. Kuşluk vakti yazılanlardan... Bıkkın bir rahibin, bir sabah, yorgun bir vezirin akşamın alacakaranlığında muhtemelen yazacağı... Masadan doymadan kalkmış gibi okunmalı... güzelsin...

Uzaktan zor seçilebilir bir harf... Hayır hayır! Şimdi anlıyorum... Gizli bir rakam, Kabala'dan... kumun üzerine çizilen... Çöldeyiz ve başka bir yerde değiliz... ama güzelsin...

Dansederken göğüsleri sallanan kadınlardan, karadelikleri saatlerce uçuşup duranlardan, sessiz sitemleri kargaşada bile belli olanlardan tırsma öyle kolay kolay... Öyleyse bu bir nasihat... çünkü güzelsin...

Onlar bitecekler: Çizgi roman gibi kolayca, tatile çıkarken boşanan yağmur gibi apansız, menemen pişirmek gibi aceleyle... hâlâ güzelsin...

İskemle hasır ve ayaklarında yatay, ayaklarını dizlerini böğrüne çekmeye razı olarak basabileceğin yatay tahta çubuklar... Rahatına düşkün keyiften uzak Osmanlı "effendi"sinin (ephendi?) garip kahvehane illeti bu iskemleler... Otur o illete gerçekten, çekinmeden, sereserpe... orada güzelsin...

Yılgın geçilir sokaklardan, kuş gibi değil, işportacı kertenkeleler gibi de değil... Ağır aksak, akşam dörtten sonra yaz günü... Akşam mı? O kayıtsızdır... Bildiği gibi değişir, geçer, gider... güzelsin...

Kes kulakları, geçir bir sicime... Ama kaybetme... Başka ne göstereceksin savaşa dair? Kara delikler işitmiş bu öyküyü... Islanarak... Ama güzeller...

Kalp kalbe karşı... Bir arkadaşın evinde... Çiçekmiş... Hemen uzmanı geçindim. Ah! O güneş ister. Ah! Bol su asla olmaz. Oysa hiç anlamam çiçekten... Devetabanını pazı sanabilirim... Neden yaptım bunu? Çiçeğin adı sardı beni... Çünkü güzelsin...


Sözlerine delik kulağım... Özürlere sağır... Kör bir kuyu olacağım... Sen ise, güzelsin...

Güzel sözcüğünü senden başkasına lâyık göremem... Ama bir önceki cümlede görmüş olabilirim... Aldırma, güzelsin...

Mikroskop mucidi Leeuwenkoek dostu ressam Vermeer'e "su böyle işte ve başka türlü değil" demiş... Bir öpüş damlasında milyarlarca gözle görülmez yaratık... Ressamın tarafını tutuyorum... Çünkü, güzelsin...

Birkaç tel beyaz... Bizi gazlamaz... Sakınmazsın görüntünü, biliyorum... Çünkü güzelsin...

Mikroskopun mucidi Leeuvvenhoek, aynı günde doğdukları, hep komşuluk yaşadıkları dostu ressam Vermeer'e bir su damlası gösterip, "su işte böyle ve değil başka türlü" demiş... Bir öpüş damlasında kanyuvarları... Mucidin tarafım tutsam da... Sen güzelsin...

Teleskopla bulamadım... Mikroskopla bulacağım... Ayın yüzeyinin de bir dokusu var elbet... Gözenekler, sivilceler... Onlarla çok güzelsin...

Neo-liberalizm, ruhçuluk, tarikat, entellektüel, ordu, çok-insansız şirketler, öykü yazarları, kestaneyi çizdirenler, uzaktan bakanlar, Şemdinliler, tavşan falcıları, kurban sömürgenleri, onmaz kuşkuculuk, araba tamircileri, taksitle alın tutkumu, hadi... Kazık ve pazarlık... Ama son kumarım sensin... Sen, güzelsin...

Sen, güzelsin... Kuraldışı... Bastıbacak... Minicik... Ama sen, güzelsin...

Kapımın eşiği, gözümün bakışı, son ruhsal tatil, duruşum, bozuluşumsun... Pazarlık etmem... Markette yoksun... Reklamın yok! Gerçekten... Güzelsin...

Kedi sakladım senden, öykü sakladım, belki bunu da saklayacağım... İhanet... Ama sen, güzelsin...

Ruhumu saran sacayağı, gözümün bağı, son ruhsal kaatil, ölümüm, mahvoluşumsun...

Cazgırlık etmem... Gönlünde yokum... Aşkımız, yok! Gerçekten... Güzeldin...


Ulus BAKER

Cuma, Nisan 25, 2014

iyi şeyler kalsın diye

geriye iyi şeyler kalsın diye
değil mi ki, bu ağrı dünyadan kalan sol yanıma
ne umuyordum da ne çıktı
şu rahvan, şu sıfatı ruhundan önce hedefe varan
dünya da, adımın baş harfi gibi dik insanlarla da kardeşim
sonrakinde U dönüşleri de olan.

sakallarımızın aynı ideallere uzamadığı yüzyıllardan geçiyoruz
ağrı bu, biraz; kimsesiz kapıların tokmağı olacak çocuklarımız
böyle olmasın ama her çocuk başka bir tanrının sancağı
sanki şeytan, babalara açılmış bir savaş
sen söyle şimdi kim kaybetti

geriye iyi şeyler kalsın diye
tipi vurduğunda, sağanak indirdiğinde, bir çocuğun ayağı çıplaksa
yani iyi şeyler olmuyorsa dünya denen cehennemde

anlıyorsun.   

Pazartesi, Nisan 14, 2014

çok ani dönüşler

ve bitmiştir yaprakta rüzgar telaşı
dilimin tenine ziyareti de
geçti güzel düşünceler, sonsuz bir denize bakıyorum. dalgınlık var şimdi
gözlerinden çekilen kılıçlar, bacaklarından yolunu bulan atlılar
hayatımdan hayatına aktardığım gizli gövde yenildi
cesedime uzaktan bakıyor dostlar ve kuzgunun anlamı oluyor böylece
zafer ki, kazanılmayacak erdemlerden de geçer
karanlıkta ışık aramanın diğer adı fikir sağanağı 
ellerimi duvar yazılarında bıraktım annem bilmiyor
gece sokağa çıkmıyorum, polisler biliyor  


yenilgimin erdemi yok, sadece içimdeki buz dağına dalıyorum
gece olunca temelden dinamitliyorum irademi
yardım ediyorsun yenilgime, tarih ol, baki kal!

sonra ellerim bitmiş, aşınmış dokunmaktan
aydınlıktan geliyorsun
gülüşünden tanıyor İstanbul
ben sokakları kaybetmişken, üniversiteleri, köprü altlarını
ve kaybetmişken
aşka boyun eğen cumhuriyetleri henüz eğitmemişken ben,
ellerimi üstelik bileklerimden teslim etmişken
ne yapmalıyız?

-soğumak, kalabalık meydanları yırtık pankartların insafına bırakarak
soğumak, rakıda su, çayda şeker aramamak
soğumak, halka; uzaktan piyano sesleriyle bakarak
soğumak, kürsülerde borsaya uygun konuşmalar yapmak –

aradığını uçurumun birinde bulmuşsun sevgilim
haki! Tüm devrimlerin ve darbelerin rengidir. unutulur söylenmez ama
sevgilim aşk, yalnızlara takılan en güzel rütbedir.
kapı kırılır, ev basılır, iktidar olur inanılmaz bir düşünce
soğur ülke, soğur yatağının yalnız kalan yanı. giderim
evimize ateş düşer, kavga yumruğunu sıkar kan akıtırcasına
aşk bir tez meselesidir, eğer mutluluk sınıfta kalmazsa! 

Cuma, Nisan 04, 2014

Hasar tespit raporu.

2013'ün haberini 2014'de aldım. Şöyle ki, Şair Dağın Doruğunda adlı şiir seçkisinde ben de varmışım.
İkincisi Mühür Dergisinin Nisan-Mayıs sayısına içimi döktüm.
Üç, Akköy Dergisine söyleştik. Mahir Öztaş, Orhan Alkaya, k. İskender ve Tarık Günersel sorular sordu cevapladık.

Perşembe, Nisan 03, 2014

denemeler..

Bak, Dirik’le İnce gideli Kadıköy “K.AN” oldu. Bunu seviyorum. Sen de sev. Otel odalarındaki son, son değildir asla! Biz altıncı katın balkonlarıyızdır birazda. 

Sabaha karşı mıydı, hatırlamıyorum. Bir şişe Gammel Dansk açmıştın. Şişesine ölü dallar dikip, bekle yeşerecek diyerek umutsuzluğun yüzüne hançerle saldıran cümleler kurmuştun ya işte ondan güzeldin. Çiçekler ölü doğar halbuki. 
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...