Salı, Ağustos 04, 2015

Baskı var katliam yok - RED TEMMUZ SAYISI


Birkaç haftadır sosyal medyada Uygur Türkleriyle alakalı ‘draje halde’ fotoğraflar ve videoların dolaşımda olduğu şu günlerde, konuyu azda olsa aydınlatmaya çalışalım.
Çinliler Uygur Türklerinin yaşadığı bölgeye Doğu Türkistan demiyorlar. Bizim soydaşlarımızın verdiği isim bu. Çin yasalarına göre özerk ilan edilen bölgenin adı Sincan Uygur Özerk Bölgesi. Bu bölgedeki çatışma durumunun Youtube videoları ve ya JPG fotoğraflarından çok öncesine dayandığı biliniyor. Çokça tarihsel bilgiyi peş peşe yazıp sizi sıkmak niyetinde değilim.

1933’lerde Doğu Türkistan İslam Cumhuriyeti kurulmuş ve Çin, Sovyetler Birliği aracılığıyla bu olaya müdahale etmiş 48’lerde ise Doğu Türkistan Çin’e ilhak ediliyor.
Sosyalizmin dinlere nasıl yaklaştığını net olarak gördüğümüz bir dizi tarihsel süreç yaşandı, yaşanıyor. Sadece Müslümanlık değil diğer mevcut dinlere de aynı şekilde davranılmıştır. Devletlerin potansiyel sorun olarak gördükleri kişiler veya yapılar sürekli olarak kontrol altında tutulur. Bu devletler ayrımını sosyalist veya kapitalist olarak yapmıyorum. Tüm devletler baskı kurma konusunda işinin ehlidir.

Çin’in inanan insanlara karşı yaptırımları günümüzde de sürmekte. Örneğin; Müslüman kamu görevlilerine oruç tutmamaları için belgeler imzalatılıyor. Ramazan aylarında kamu alanlarında yemek dağıtımı yapılıp inanç sahiplerinin yemesi için baskı kuruluyor. Evet, bunlar var. Fakat Müslümanlara bu şekilde davranılmasının nedeni Çin’in İslam dinine düşmanlığı değil sosyalizmin dinlere bakışıdır. Geçmişte birçok Budist tapınağı yıkan Çin, camileri de yerle bir etmiştir. Mao’nun politikalarıyla bu ibadethane yıkma süreci sonlanmış fakat din konusunda Çin Komünist Partisi sekter tutumunu sürdürmüştür.
Siyasi suçlu damgası vurulan binlerce kişi hapislere atılmış, ibadetleri hapishanede yasaklamıştır. Bu baskıya rağmen insanlar ibadetlerine devam etmeye çalışmış. Yakalandıklarındaysa bir yıl boyunca aileleriyle görüşmelerine izin verilmemiş. Bu uygulama gündemde mi bunu açıkçası bilmiyorum.
Verilen bu cezalar nedeniyle ailesini görmeden hapis yatan yüzlerce insan var. Af Örgütünün raporlarıyla bunların tamamı sabitlenmiş durumda.
Gelelim işin Çin tarafına. Sosyalist midir değil midir tartışmalarını işin dışında tutarak -ki bu tartışmayla ömrümüzde 5 yıllık bir kayıp mevcut- yazalım.

Anlaşılan o ki, baskıcı davranmalarının nedenlerinden biri olarak gördükleri –din veya inançlar- içinde kantarın topuzunu kaçırıp, sert yaptırımlara başvuruyorlar. Türkiye’de bunun yankısı ise Uygur Türklerine Çin İşkencesi yapılıyor şeklinde tezahür ediyor. Evet, devlet olarak baskı var. Karşı da çıkıyorum, vicdanını arka cebinde taşımayan her bireyinde tepki göstermesi gerektiğine inanıyorum. Fakat sosyal medyada mide bulandıracak şekilde izlediğimiz, baktığımız görüntülerin, imajların çoğu saptırılmış. Örneğin geçtiğimiz yıllarda Çin’de meydana gelmiş depremden sonra Budist rahiplerin ölenlere yardım etme çabası, Uygur Türklerini böyle katlediyorlar şeklinde karşımıza çıkabiliyor. Yahut Çinli bir çocuğun dayak yeme görüntüleri Doğu Türkistan da çocuklara işkence yapılıyor iddiasıyla yayınlanıyor. Kaynağı belli birtakım imajların çarpıtılarak sunumu yapılıyor. Bu konuda tek yapmamız gereken ise Google; Doğu Türkistan Çin enter. Gel gör ki sosyal medyada parmak kası yapan bizler bunu yapmadık, yapmıyoruz, yapamıyoruz. Yazının başında da geçtiğim üzere ‘draje bilgi’ denen şeye kapıldık gidiyoruz. DB hastalığı ise modernizmin en yaygın salgını. Kişinin düşünce yapısını ele geçirip oy verme kararından tutunda, bırakın ülkesini mahallesinde ne olduğuyla ilgilenmez hale getiriyor. Kapitalist çakalların en sevdiği hastalıklardan biri de budur a yoldaşlar. 

Konuya dönecek olursak; Çin, Nazım’ın, ‘Dört nala gelip uzak Asya’dan’ dediği yer değil artık. Bırak dört nalla gelmeyi, Çin’de Hong Hong’da ofis açan Türkiyeli iş adamları Mersin 
Limanına konteynerlar indiriyor, kargo uçakları birbirine çarpmamak için salvolar yapıyor. Çin lokantalarının sayısı gün geçtikçe arttı. Türkiye kırmızı şarabını yudumlarken yanında çiğ balık yiyor. Çin ve Türkiye 2010 yılında stratejik ortaklık anlaşması imzaladı. İşin bir tarafında ekonomi diğer yanında ise inançlar sistematiği var. Meydanlarda Doğu Türkistan üzerinden yapılan siyaset, ekonomi mecralarında dillendirilmiyor bile. Dünyanın tamamında ekonomik sistemlerin faşistliğinden sanıyorum söz edebiliriz. Eğer bu söyleve kaşı çıkacaksak birkaç ülke sıralamamız gerekir. İlk üçe sanıyorum Çin girecektir. Çin’in ekonomisini belirleyen ve sosyal yaşamını düzenleyen altyapı-üstyapı ikilemi dünyaya entegre edilmiş ve 1.50 boylarında bir adam tarafından gündeme alınmıştır, dünya emperyalist kapitalist zincirine karşı çıkmak içinse “önemli olan kedinin rengi değil, fareyi yakalamasıdır” denmiştir.

Türkiye ile Çin’i inançlar sistemine göre karşılaştırdığımızda benzer yanlarının olduğunu da görebiliriz. Maraş, Çorum, Sivas katliamları örnek verilebilir. Fakat Çin’in giriştiği son büyük katliam girişimi 1989 da Tiananmen Meydanındaki olaylar dizisidir. Bu elbette dini bir çıkıştan çok ekonomi temelli bir ayaklanma olarak tanımlanabilir. Protestocular ölenlerin 4000 yaralıların 10 bin kişi civarında olduğunu söylemişlerdir. Peki, Türkiye TSK ve PKK arasındaki savaşta kaç bin kişi öldü? Ölenlerin kaçı Müslümandı?
Dünyada din adına insanları katleden bir örgüt varsa IŞİD çetesidir. Çin falan değil.

Son olarak Çin yaşça benden büyük olsa da söylemek istediğim bir şey kaldı. Köpekleri yemeyin. Yazıktır günahtır. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...