Çarşamba, Eylül 23, 2015

Tanrı bazen spor olsun diye mi öldürür?


İnce çocukların hüznü kalın oluyordu o zamanlar. Hala öyle sanıyorum. İlk gençlik yıllarımda deli gibi spor yapıyordum. Basketbol, futbol, atletizm, kürek… Şimdi, “şuradan bir Kadıköy uzatır mısınız?” diyerek uzatılan paraları tip’leyip ‘bi Kadıköy alsana kaptan’ asistleri yapıyorum.
90’lar yine ülke karışık. Ben takımı alıp deli gibi koşturuyorum. Şehrin göbeğinde olduğumuz için daha çok doğal ortamlar seçiyorum. Yokuş, deniz kenarı, orman vs. Takım antrenmanları haricinde yalnız koşmayı seviyordum. En sevdiğim yer tren raylarıydı. Çakıllarla dolu olduğundan koşmak işkence halini alıyordu ama yararlıydı işte. Teknik ve kondisyon açısından önemliydi. Kışın bere eşofman, yazın şort tişört ve raylar. Önemli olan treni karşına almandı. Trene karşı koşmaktı. Böylece daha az tehlikeli olurdu.
On üç yaşımın altını henüz çizmeye başladığım dönemlerdi. İyi işler çıkaracağımı biliyordum. Yetenekliydim. Koşarak halledebilirdim.

O gün olmayacağını anladım. Evden çıkıp sokağın sonuna doğru yürümeye başlamıştım. Birkaç kilometre koşup dönecektim. Bir tren geçti, ben duvarın arkasındaydım, sonra çığlıklar yükseldi. Yine böyle bir bayram günüydü. Tren ileride durmuştu. Bir çocuk küçük bir çocuk bayramlıklarını giymiş, rayların hemen yanında üç tekerlekli sarı kırmızı bisikleti… parçalanmıştı. Annesine yardım etmek için koştum, etrafta çok kan yoktu beden falan da. Çocuğun ağzının bir parçası kalmıştı sadece. Kalanları topladım, küçük dişler… Kadını alıp götürdüler ben de döndüm sırtımı gittim. İşte o zaman bir şeyler değişmeye başladı. Ne zaman oradan geçersem hep aynı yere takılıyordu gözlerim. Benim gördüklerimi Tanrı da görseydi keşke.  

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...